
İletişim’in değişkenleri şunlardır :
Mesajı yollayan –> Mesaj–> Ortam –> Alıcı ve tekrar başa dönen bu süreçten oluşur.
Bu konuyla ilgili tam yazı yazmayı planladığım sıra , takip ettiğim bloglardan olan Mümin abinin bloguna iyi bir konuşmacı olmanın basit yolu isimli yazı düştü .
İyi konuşmacı olmayı başarmanın ilk koşulu olarak karşınızdaki dinlemenin esas olduğunu belirten bu yazıyı da okumanızı tavsiye ederim .
Bu yazının devamında benim bahsedecek olduğum konu “aktif dinleme”
Geri-iletim yani , dinlediğinizin bir konuyu doğru anlayıp anlamadığınızın onayını almak şekliyle , kişiler arasındaki iletişim bozukluğunu giderebilecek etkin bir yöntemdir . Aslında geri-iletim en doğru şekilde oturuşunuzdan bakışınıza , tonlamanızdan soru soruşunuza kadar detaylı davranış olsa da en önemli yanı soru sorulmasıdır .
Bir kaynakta şöyle bir örnek vermişler bu konuda :
Askerlik yapanlar iyi bilir , erler komutanının emrini tekrar etmek zorundadır. Hele ilk acemilik devresinde emir tekrarına önem verilir, böylece sağlıklı bir alışkanlığın yerleşmesine çalışılır. Emir tekrarı sayesinde geri-iletim mekanizması işlemekte ve yanlış anlamalar varsa hemen orada düzeltilmektedir.
Yazar başından geçen bir örnekle konuyu detaylandırıyor :
Kırklareli’nde görevliyken bir arkadaşı Edirne’den teğmeni ziyarete gelmişti. Teğmen postayı çağırarak , “oğlum bize iki fruko getir” demiş.
Asker “baş üstüne komutanım” diyerek ordan ayrılmış.
Aradan 10 dakika geçmiş posta gelmemiş , 15 geçmiş yine gelmemiş. Teğmen merak etmeye başlamış, çünkü normal koşullarda posta üç-beş dakika içinde kantinden istenileni getirirmiş. Ne olduğunu anlamak için teğmen kantine telefon etmiş ve postanın kantine gitmediğini öğrenmiş.

Hem şaşıran , hem de kızan teğmen arkadaşının karşısında mahçup olmuş. Aklına binbir türlü olasılık geliyor , bir yandan da acaba başına bir şey mi geldi diye meraklanıyormuş . Biraz daha bekledikten sonra bir başka eri çağırıp , postayı bulmasını istemiş . Aradan 10 dakika geçmeden kan ter içinde posta teğmene doğru kucağında ağır bir yükle gelmiş.
“Komutanım ikisini birden getiremedim. Garajdan vermiyorlardı, garaj çavuşuna çıktım, güçlükle verdiler. Onun için geciktim”
“Sen ne istedin garajdan oğlum ?”
“İki kriko komutanım. Küçükleri yokmuş onun yerine cemese (GMC) krikosu verdiler.”
Bu örnekte görüldüğü kadar net olmasa da günlük yaşamdaki yanlış anlaşılmalar , bundan daha da büyük sorunlara yol açabilmektedir. Bazen karşımızdakini dinlerken küçük bir ayrıntıyı farketmemek büyük sıkıntılara sebebiyet vermektedir .
Yada tam tersi olarak , iş yaşamınızda size öfkeli şekilde sıkıntılarını anlatan birine; onun cümlelerini kısmen tekrarlayarak “bana bunu bunu anlatmaya çalışıyorsun değil mi?” onu biraz olsun rahatlatmış olabiliriz .
















İnsanlar dinlemeyi bilmiyor, yada dinlemek saçma geliyor. Nasılsa karşımdakinin ne diyeceğini biliyorum, o söylemeden ben cevabını vereyim anlayışı mevcut. Hele ki bir tartışma ortamında, üstüne üstlük haksız bir durumda ise, karşısındakini dinlemenin hatasını kabul etmek olacağını bildiğinden, sürekli bağırarak kendini üstün çıkarma durumuna sokmaktadır. Çünkü dinlemek demek, anlamak demek, düşünmek demek, empati kurmak demek…
İşin bir de öbür tarafı var. Kişi, her zaman karşısındakinin derdinden ziyade kendi derdine önem verir, kendisiyle ilgili konuları konuşmak ister deniliyor. Ama bu tek taraflı olduğu zaman iş çıkmaza giriyor. Şöyle bir şey düşünün ki; karşınızdaki arkadaşınızla sürekli onun dertleri hakkında konuşacaksınız, ona fikirler sunacaksınız, hep onu anlamaya çalışacaksınız.Ama o sizi asla dinlemeyecek, sizin kurduğunuz empatiyi o kurmayacak, onun sizle diyalog kurması ancak onun hakkında konuşmanıza bağlı. Eğer kendınızden bahsederseniz, hemen sıkılır yada o konuyu kendıne baglayacak bır nokta bulur ve konuyu gene kendısıne getırır. Böyle bir durumda aktif dinleyici olan kişi kendını sahte bır arkadaşlık içinde hissetmez mi? Evet aktif dinleyici olmak çok güzel bir yetenek. Ben her zaman aktif bir dinleyici olduğumu düşünürüm. Ama herzaman da anlattığım bu olayla karşılaşmışımdır. Aktif dinleyici olmanın bu gibi götürüleri de oluyor sanırım…
Hande : “karşınızdaki arkadaşınızla sürekli onun dertleri hakkında konuşacaksınız, ona fikirler sunacaksınız, hep onu anlamaya çalışacaksınız.Ama o sizi asla dinlemeyecek, sizin kurduğunuz empatiyi o kurmayacak, onun sizle diyalog kurması ancak onun hakkında konuşmanıza bağlı. Eğer kendınızden bahsederseniz, hemen sıkılır yada o konuyu kendıne baglayacak bır nokta bulur ve konuyu gene kendısıne getırır. Böyle bir durumda aktif dinleyici olan kişi kendını sahte bır arkadaşlık içinde hissetmez mi?”
Kesinlikle haklısın zaten böyle bir otamda iletişimden bahsedilemez . Daha yazının en başında bahsettiğim gibi iletişi karşılıklı bir döngü içerisinde işleyen bir sistem. Sadece senin onu dinliyor olman bu sistemin dönmediğinin ispatı olur ki bu da bir iletişim probelemidir