<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Muhibbiler</title>
	<atom:link href="http://muhibbiler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhibbiler.com</link>
	<description>Bir Kitap Bir Film Bir Hayat Biraz Izmir ve Bize Dair</description>
	<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 09:22:49 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kar Gören Masum İzmirli</title>
		<link>http://muhibbiler.com/kar-goren-masum-izmirli</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/kar-goren-masum-izmirli#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 22:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezi-Seyahat]]></category>

		<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<category><![CDATA[izmir]]></category>

		<category><![CDATA[kış]]></category>

		<category><![CDATA[soğuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2241</guid>
		<description><![CDATA[İki - iki - iki bin on iki, İzmirli&#8217;nin çocuksu tebessümle uyandığı sabahın tarihidir.  Kimimiz işe gitmek, kimimiz okulumuza yetişmek için yine o sinir bozucu alarmın sesi ile uyandı.
Dün gibi, önceki gün gibi yada daha önceki günler gibi&#8230;
Sıcacık yataktan çıkıp oflaya puflaya yüzünü yıkamaya giderken, gözü cama ilişti ! Sis dese değil, yağmur hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div class="wp-caption alignleft" style="width: 222px"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-sYCwrlasDV0/TysNIkESTqI/AAAAAAAACXE/0E5XJiHibOA/s512/semaankarali.jpg"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-sYCwrlasDV0/TysNIkESTqI/AAAAAAAACXE/0E5XJiHibOA/s512/semaankarali.jpg" alt="" width="212" height="285" /></a><p class="wp-caption-text">twitter - semaankarali</p></div></p>
<p>İki - iki - iki bin on iki, İzmirli&#8217;nin çocuksu tebessümle uyandığı sabahın tarihidir.  Kimimiz işe gitmek, kimimiz okulumuza yetişmek için yine o sinir bozucu alarmın sesi ile uyandı.</p>
<p>Dün gibi, önceki gün gibi yada daha önceki günler gibi&#8230;</p>
<p>Sıcacık yataktan çıkıp oflaya puflaya yüzünü yıkamaya giderken, gözü cama ilişti ! <span style="color: #ff0000;"><strong>Sis dese değil, yağmur hiç değil. &#8220;Yoksa !&#8221; diyip şüphe ile yaklaşınca cama ne monotonluk kaldı, ne de sıcak yataktan kalkmanın isteksizliği.</strong></span></p>
<p>Ağır aksak hareket eden o insan, birden bire kazağına hangi kolunu sokacağını bilemez hale geldi. Saç baş yapmak mı? Ne gerek var ki? Az sonra nasılsa bir kar topu kafasında patlayacak ve vereceği emek heba olacaktı.  <span id="more-2241"></span></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 420px"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-SaRv3jmhXac/TysNJxH1DGI/AAAAAAAACXY/yBEJU9HwGQM/s512/tepe.jpg"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-SaRv3jmhXac/TysNJxH1DGI/AAAAAAAACXY/yBEJU9HwGQM/s512/tepe.jpg" alt="" width="410" height="281" /></a><p class="wp-caption-text">Aydın - Çeşme Otobanı Limontepe Çıkışı</p></div></p>
<p>Sabahları hazırlanırken evde uyuyan birileri varsa uyandırmamak için dikkat eden İzmirli, bu sabah tam aksine şamata yapa yapa hazırlandı. <strong>Sokakta kar vardı arkadaş. Uyansın onlarda görsün; zira bu misafir beyaz örtü çok kalmazdı, birkaç saate yok olur giderdi.</strong> Bugün tüm İzmirliler, bu yada buna benzer bir sabah yaşadı. Tüm Türkiye illallah etmişken kardan, <span style="color: #800080;"><strong>İzmir&#8217;e bir genç kızın gelinlik mutluluğu gibi geldi. </strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong></strong></span>Abartmadan söylüyorum ki, yolda yürüyen herkesin yüzünde o şaşkın tebessüm vardı. Normal şartlarda yüzüne baktığınızda <em>&#8220;ne var lan!&#8221;</em> bakışı atanlar<em> &#8220;eheheh kara bak ne güzel dimi?&#8221;</em> haline geçmişlerdi.  Twitter&#8217;da izmirdekar etiketi zirveye çıktı. (worldwide tt&#8217;de üstelik) İstanbullular, Ankaralılar anlamsız buldukları bu çocuksu sevinçle bol bol kafa buldular. Onların her kış gördüğü beyaz örtüye bu kadar sevinecek ne vardı ki?  &#8220;Zavallı İzmirliler iki gram kar gördüler eheheh&#8221; yorumları yağdı.  Oysa İzmir bu çocuksu sevince çok ihtiyaç duyuyordu. Kaç zamandır, bir şey olsa ve biraz olsun mutlu olsak diye bekliyordu adeta.  <strong>Sıkışmışlıkları vardı İzmir&#8217;in. Özgür olmak istiyor ama bunun için ödediği bedelin faturası ağır oluyordu. Kentin enerjisini, sevincini söndürmüşlerdi. <span style="color: #ff0000;">Adeta &#8220;sümüklü pasaklı çocuk&#8221; muamelesi görüyordu</span>, Akdeniz&#8217;in en güzel incisi olmasına rağmen.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-x0YOTGqFfpM/TysNFIO4s_I/AAAAAAAACWM/1ghAuo9zLHI/s512/da%25C4%259Fyolu.jpg"><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-x0YOTGqFfpM/TysNFIO4s_I/AAAAAAAACWM/1ghAuo9zLHI/s512/da%25C4%259Fyolu.jpg" alt="" width="410" height="281" /></a></p>
<p>Ne tercihinden hayır görüyordu, ne tercih etmediğinden umut hissediyordu. <strong><span style="color: #800080;">Genç işsiz rakamları ile Türkiye ortalamasına çok üzerinde olan İzmir, yapılan araştırmalarda yatırım yapılması gereken değil, emekli olunca yerleşilmesi gereken bir kent olarak anılır oldu.</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://lh6.googleusercontent.com/-QQXb2HUKyQc/TysNGAi6LcI/AAAAAAAACWg/F23I19GsJrw/s600/izmir.jpg"><img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/-QQXb2HUKyQc/TysNGAi6LcI/AAAAAAAACWg/F23I19GsJrw/s600/izmir.jpg" alt="" width="480" height="266" /></a></p>
<p>İzmir ve İzmirli&#8217;nin derdi bir beyaz örtü ile yok olmasa da, bu sabah çok güzel bir sabah oldu İzmirlime. <span style="color: #ff0000;"><strong>Yalnız ve güzel ülkenin içinde &#8220;yalnızlaşan inciye&#8221; beyaz çok yakıştı. </strong></span>İnşallah bir sonraki buluşma on seneden daha az vakitte olur.  <img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-l_2Mn7l782c/TysNFR26jiI/AAAAAAAACWQ/dg5SOqcw47g/s512/dagmanzara.jpg" alt="" width="512" height="351" /> <img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/-HXJ89anuM94/TysNEtwAjDI/AAAAAAAACWE/M4bKVEhC3u8/s512/cocuk.jpg" alt="" width="512" height="351" /> <img class="aligncenter" src="https://lh5.googleusercontent.com/-noR_V5kt7MI/TysNGuyXQUI/AAAAAAAACWs/rWhoV9c0HJk/s512/kardanadam.jpg" alt="" width="512" height="351" /></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 610px"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-bZE65X56Zjk/TysNGqlWgrI/AAAAAAAACWo/y2imCldp8Ck/s600/kiymalipudingg.jpg"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-bZE65X56Zjk/TysNGqlWgrI/AAAAAAAACWo/y2imCldp8Ck/s600/kiymalipudingg.jpg" alt="Twitter - kiymalipudingg" width="600" height="350" /></a><p class="wp-caption-text">Twitter - kiymalipudingg</p></div></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 522px"><a href="https://lh6.googleusercontent.com/-4jgF2Ojh0S0/TysNIOA6D4I/AAAAAAAACXI/bLh7erEOowg/s512/park.jpg"><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-4jgF2Ojh0S0/TysNIOA6D4I/AAAAAAAACXI/bLh7erEOowg/s512/park.jpg" alt="öğleden sonra şehir merkezinde bir park" width="512" height="351" /></a><p class="wp-caption-text">öğleden sonra şehir merkezinde bir park</p></div></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 522px"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-iCV_fCwG4OM/TysNH9dtZbI/AAAAAAAACXA/bqBTQqre7_s/s512/selway.jpg"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-iCV_fCwG4OM/TysNH9dtZbI/AAAAAAAACXA/bqBTQqre7_s/s512/selway.jpg" alt="selway outlet" width="512" height="351" /></a><p class="wp-caption-text">selway outlet</p></div></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 490px"><a href="https://lh4.googleusercontent.com/-inCEpw8IW9k/TysNJ21te8I/AAAAAAAACXc/nDQo_ZlG58I/s480/zlyhhh%2520bornova.jpg"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-inCEpw8IW9k/TysNJ21te8I/AAAAAAAACXc/nDQo_ZlG58I/s480/zlyhhh%2520bornova.jpg" alt="Twitter - Zlyhhh" width="480" height="360" /></a><p class="wp-caption-text">Twitter - Zlyhhh</p></div></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 365px"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-rxl_V1O3kHE/TysNDw_p66I/AAAAAAAACWA/bhjbxLfOVy8/s450/azizbaskan.jpg" alt="Aziz Başkan" width="355" height="450" /><p class="wp-caption-text">Aziz Başkan</p></div></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/kar-goren-masum-izmirli/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cariyenin Gelini Nurbanu - Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/cariyenin-gelini-nurbanu-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/cariyenin-gelini-nurbanu-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 21:15:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[Demet Altınyeleklioğlu]]></category>

		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>

		<category><![CDATA[Nurbanu]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2221</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Cariyenin gelini Nurbanu&#8221;; daha önce bloğumuzda yorumlanan &#8220;Moskof Cariye Hürrem&#8221; ve &#8220;Cariyenin Kızı Mihrimah&#8221; kitaplarının üçüncüsüdür. Demet hanımın kitaplarını okuyan biri olarak yazım tarzının her kitapta aynı olduğunu belirteyim. Kitaptaki kronolojinin diğer kitaptakilerle aynı olduğunu da.
Belgesel yapımcısı olan Demet hanımın uzun süre yaptığı bu meslekten bir şeyler öğrenmiş olmasını umardım. Çünkü belge niteliği taşıyan programlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-k2LF_Z4vrro/TyMdm3x14DI/AAAAAAAACOg/G5LWfqfaFU8/s380/nurbanu.jpg" alt="" width="244" height="380" />&#8220;Cariyenin gelini Nurbanu&#8221;</strong></span>; daha önce bloğumuzda yorumlanan &#8220;<strong><a href="http://muhibbiler.com/moskof-cariye-hurrem-sultan-demet-altinyeleklioglu " target="_blank">Moskof Cariye Hürrem</a></strong>&#8221; ve &#8220;<strong><a href="http://muhibbiler.com/mihrimah-kitabi-yorumu-nesrin" target="_blank">Cariyenin Kızı Mihrimah</a></strong>&#8221; kitaplarının üçüncüsüdür. Demet hanımın kitaplarını okuyan biri olarak yazım tarzının her kitapta aynı olduğunu belirteyim. Kitaptaki kronolojinin diğer kitaptakilerle aynı olduğunu da.</p>
<p>Belgesel yapımcısı olan Demet hanımın uzun süre yaptığı bu meslekten bir şeyler öğrenmiş olmasını umardım. Çünkü belge niteliği taşıyan programlar yapmak, doğruluğu saptanan ve kaynağı gösterilen işler yapmak demektir. <span style="color: #800080;"><strong>Fakat yazar yazmış olduğu beş adet kitabın hiç birinde bir kaynak göstermediği gibi okuyanları ciddi yanılgılara düşürecek cümleler yazmıştır.</strong></span> Zaten ilk iki kitabını okuyunca yazarın kendisi ile ne kadar çelişkiye düştüğünü hemen anlıyorsunuz. Daha önceki yorumumda da belirttiğim gibi kendini tekrar etmekte olan bir yazardır. <span style="color: #ff6600;"><strong>Daha da üzücü olanı yaptığı işin ciddiyetinin farkında olmamasıdır; zira kendisi bir röportajında bu kitapların hayal ürünü olduğunu söylemiştir fakat kitaplarda gerçek kişi ve olaylara yer vermekten çekinmemiştir. Tarih hayal edilerek yazılacak kadar basit bir olgu değildir.</strong></span></p>
<p><span id="more-2221"></span></p>
<p>Demet hanım ayrıca çevirmendir de. Kızıl kraliçe ve Beyaz kraliçe gibi kitapları Türkçe&#8217;ye çeviren belgeselci bu kitapların etkisinde kalmış gibi görünüyor.  Anlatım tarzı ve okuyucuyu etkileme çabaları aynı gibi geldi bana. Bu da Demet hanımı özgün bir yazar yapmaz ( ki zaten kendisi tarih sayfaları arasına sıkışıp kalmış durumda).</p>
<p><strong>Şimdi gelelim kitabımıza.</strong> Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız bu kitabı 500. Sayfadan okumaya başlamanızı öneririm. İlk 500 sayfa, birinci kitabın özeti gibi. Venedikli cecilia baffo bir aşk gecesinin ortasındayken Osmanlı donanmasının askerleri tarafından kaçırılıyor ve Barbaros Hayrettin Paşa tarafından ( &#8220;sende kraliçe mayası var, hamurunu iyi yoğur&#8221; - bu cümleyi yüz kez okuyacaksınız -  denilerek) Mihrimah sultana hediye ediliyor.&#8221; Hürrem&#8221; kitabında anlatılan Hürrem&#8217;in yaptığı ne kadar huysuzluk varsa hepsini yapıyor ve Hürrem sultan onu kendisine benzettiği için himayesi altına alıp kendisine taht yolunu açacağını söylüyor. Bu süre zarfında aynı ilk kitaptaki gibi, &#8220;gelip beni kurtaracaklar, Süleymanı öldüreceğim, bunların hepsi barbar&#8221; gibi düşüncelerle yıllarını yani 500 sayfayı geçiriyor. Buraları okurken yazar ilk kitaptan kopyala yapıştır yapmış sadece isimleri değiştirmiş gibi hissediyorsunuz.</p>
<p>Benim bu kitapta eksik bulduğum noktalardan biride<span style="color: #ff6600;"><strong> <span style="color: #ff0000;">ana karakterin çok akıllı, çok zeki ve istediği her şeyi yapar gibi gösterilmek istenmesine karşılık bunu kanıtlayacak hiçbir başarısının kitaba yansıtılmamasıdır . </span></strong></span>Kitabı bitirince şöyle bir düşünüyorsunuz ki bu kadın hazıra konmuş, Nurbanu hiçbir şey yapmamış aslında. Yazarın Nurbanu&#8217;yu üstün başarılara imza atmış ve hem zeka hem karakter açısından Hürremin en büyük rakibi olarak gösterme çabasını anlayabilmiş değilim. Kitap boyunca Nurbanu&#8217;nun gerçekten kendi çabası ile başarıya ulaştığı hiçbir şey yok. Üstelik başkalarını kullanma yetisi de çok zayıf. Hürrem başka insanları kullanarak dünya siyasetini alt üst etmişken Nurbanu sadece kocası Sultan Selim&#8217;in ve onun hocasının yatağına girip çıkmış ve her şeyi sadece gizli sevgilisi yapmıştır. Hatta kitapta  <strong>Nurbanu&#8217;nun hayati önem taşıyan olaylar sonunda &#8220;sevgili görümcem yine bana yapacak iş bırakmadı&#8221;, &#8221; Hürrem ekmeğime yağ sürdü&#8221; gibi cümleleri sık sık okuyacaksınız.</strong> Gerek Nurbanu&#8217;nun gerek Mihrimahın gerekse de Safiye&#8217;nin kitapta hiçbir zeka pırıltısına örnek olarak gösterilebilecek başarısı bulunmamaktadır. Demet hanım bari birazcık araştırma yapma zahmetine girseydi de bu bayanların gerçekten ne kadar zeki olduklarını kanıtladıkları tarihsel olaylardan çarpıcı örnekler sunsaydı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Son olarak Demet hanımın bütün kitaplarında yaptığı yazım sıralamasından bahsetmek istiyorum. 12-13 yaşındaki bir kızın 500 sayfa boyunca 17 yaşına gelmesini bekliyorsunuz ve  tam , en verimli yılları başladı, diye heyecanlanacağınız zaman bir bakıyorsunuz ki ana karakter zehirlenmiş ve yatakta can çekişiyor.</strong></span>Yazarın, hiç bir karakterin tarih sayfasına adını yazdırdığı olaylardan bahsetmeyen, en başarılı yıllarını atlayan bir sıralaması var. Kopyala- yapıştır yaparak bir yıl içinde 700-800&#8242;er sayfalık iki tane kitap yazınca ancak bu kadar oluyor tabi. Gençlerin beyninde yalan yanlış bir tarih hayal ettirerek kazanılan para da yazara tatlı geliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/cariyenin-gelini-nurbanu-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Önyargının Faydaları (Tuna Kiremitçi)</title>
		<link>http://muhibbiler.com/onyarginin-faydalari-tuna-kiremitci</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/onyarginin-faydalari-tuna-kiremitci#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 07:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Gücü]]></category>

		<category><![CDATA[önyargı]]></category>

		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[tuna kiremitçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2207</guid>
		<description><![CDATA[Yazar Tuna Kiremitçi&#8217;nin &#8220;A.Ş.K neyin kısaltması?&#8221; isimli kitabını zevkle okuyarak bitirdim. Kitap hakkındaki yorumumu kısa zaman içinde burada paylaşırım (geleceğe not: paylaştığımda buraya bir link olacak ona tıklayıp okuyabilirsiniz) ama yorumdan önce, kitapta adeta hayran olduğum bir taşlama bölümü oldu, onu paylaşmak isterim.
Tüm öğretilerde insanı anlamanın, önyargısızca iletişim kurmanın güzellikleri sıralanmış ve doğru insan olmanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh6.googleusercontent.com/-VW2uaBTQH-0/Tx23K5VttWI/AAAAAAAACI0/1BKUIAI9j8I/s365/resim2po2.png" alt="" width="302" height="365" />Yazar Tuna Kiremitçi&#8217;nin <strong>&#8220;A.Ş.K neyin kısaltması?&#8221; </strong>isimli kitabını zevkle okuyarak bitirdim. Kitap hakkındaki yorumumu kısa zaman içinde burada paylaşırım (geleceğe not: paylaştığımda buraya bir link olacak ona tıklayıp okuyabilirsiniz) ama yorumdan önce, kitapta adeta hayran olduğum bir taşlama bölümü oldu, onu paylaşmak isterim.</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Tüm öğretilerde insanı anlamanın, önyargısızca iletişim kurmanın güzellikleri sıralanmış ve doğru insan olmanın yolunun, bunları uygulamakta olduğundan bahsedilir. Ama günlük hayatta bunu uygulamaya çalışan kişi, çevresindeki insanlara rehber olamadığı gibi, aksine her şeyin üstüne geldiğini, anlaşılmadığını hatta çok daha kötüsünü düşünerek stres yüklenebiliyor. </strong></span></p>
<p>Tuna Kiremitçi  &#8220;önyargının faydaları&#8221; isimli yazısında tüm bu kaygılardan arınmış insanı anlatıyor. Sorumsuz olabilmenin, kaygısız olabilmenin rahatlığını anlatıyor. Muhtemelen çıkış noktası &#8220;akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin&#8221; sözüdür.</p>
<p>İşte o yazı:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>1- Ömrü uzatır</strong></span></p>
<p>Araştırmalar, her konuda en az bir önyargı sahibi olan insanların daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Nedenleri hakkında çeşitli varsayımlar var. Birleşilen noktaysa şu: önyargı sahibi olmamak çok yorucu bir şey. Resmen ömür törpüsü. Her konuda düşünerek. karar vermek fazla miktarda sabır ve enerji gerektiriyor. Bir insan hakkında düşünce üretmek için onu tanımak zorunda olmak,bir kitabı değerlendirmek için oturup yüzlerce sayfa devirmek şu üç günlük dünyada uğraşmaya değmeyecek işler. .</p>
<p>Oysa iyi bir önyargının bizi bütün bu zahmetlerden kurtardığını söylemeye gerek var mı? Önyargı zırhını kuşandık mı gerçekliğin okları bedenimize işlemiyor. Biz de uzun yıllar boyunca, mutlu bir yaşam sürüyoruz.</p>
<p><span id="more-2207"></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2- Gözleri kuvvetlendirir</strong></span></p>
<p>Önyargısız insanlara bir bakın; çoğunun gözlüklü olduğunu göreceksiniz. Rastlantı olabilir mi? Lütfen komik olmayalım. Özgün bir düşünce için dökülmesi gereken göz nurundan haberiniz var mı ?</p>
<p>Önyargı özürlü insanlar genellikle geceleri ışıkları en son sönen, yastığa başını en geç koyanlar oluyor. İnsanda göz möz kalmıyor yani.<br />
<span style="color: #800080;"><strong><br />
Oysa yaşamını önyargılarla donatmış gözlerde bir kartal keskinliği ve fosforlu bir parlaklık olduğunu, dikkatle bakınca görebilirsiniz.</strong></span></p>
<p>Göremezseniz de üzülmeyin, canınız sağolsun.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>3- Kalbi korur</strong></span></p>
<p><img class="alignright" src="https://lh4.googleusercontent.com/-_8SDPbEqIxU/Tx23LMKKPaI/AAAAAAAACI4/_he884uptqo/s512/immovable-prejudice.jpg" alt="" width="307" height="304" />Bir insana karşı önyargı sahibi olmamak için onu tanımanız gerekir. Bu karşılıklı bir ilişkidir üstelik; yani onu tanımak için de önce önyargılardan kurtulmamız lazım.</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Hiç kuşkunuz olmasın; bir insanı tanımak, şu dünyada olabilecek en yorucu işlerden biridir. Hatta uğruna ömrünü harcadığı kişiyi bile tüm yönleriyle tanıyamamış olduğunu fark edebilir insan </strong></span>(kocasının aslında nasıl bir adam olduğunu o emekli olduktan sonra anlayan az mı kadın var).</p>
<p>Ayrıca, bütün gerçek ilişkilerde olduğu gibi, burada da insanın ortaya kalbini koyması adettendir. Kalp ortaya kondu mu, işleyecek demektir. &#8220;İşleyen demir paslanmaz&#8221; sözü, her kalp için geçerli değildir. Özellikle işlemeye alışkın olmayan kalpler çok kolay bozulurlar. Devreler iflas eder, kablolar birbirine dolanır.</p>
<p>O yüzden, kalplerini daha önce pek kullanmamış olanlara tavsiyemiz: bu saatten sonra bu işe kalkışmasınlar. Önyargılarıyla iş görmeye devam etsinler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>4- Cinsel gücü artırır</strong></span></p>
<p>Kadınların yalnızca &#8220;seks objesi&#8221; olduğu düşüncesi, eski bir önyargıdır. <span style="color: #800080;"><strong>Kadınlara başka türlü yaklaşan erkeklerin şanslarını hızla yitirdikleri de İsviçreli bilim adamları tarafından sık sık gözlemlenmiştir.</strong></span></p>
<p>Eğer kadınlara kazara &#8220;nesne&#8221; değil de &#8220;özne&#8221; olarak davranır, öyle olduklarını hissettirirsek, başımıza gelmeyen kalmaz.</p>
<p>Bir kere yatak performansı dışında da uğraşmamız gereken şeyler ortaya çıkıverir; karşımızdaki artık gerçek bir insan olduğu için korkulan, tedirginlikleri ve sevinçleri de olacaktır. Cinsellik amacıyla kurduğunuz ilişkinin bu duygular tarafından işgal edildiğini şaşırarak görebilirsiniz. Hatta cinselliğe sıra gelmeyebilir bile.</p>
<p>Sonuçta sevgilinizle bütün gece sohbet ederken bulabilirsiniz kendinizi. Bunun nasıl bir duygu olduğunu, takdirinize bırakıyorum</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>5- Huzur verir</strong></span></p>
<p>Çelişkilerden arınmış bir yaşamı kim istemez. Kim elinde olsa kafasına tokadan başka bir şey takmadan, tatlı tatlı yaşayıp gitmeyi seçmez. İşte bu masum arzuya bizi taşıyacak şey önyargıdır. Önyargı, birbiriyle çelişen görüşlerin etkisi altında kalmamızı engelleyici özelliği sayesinde, ruhumuzu sağlıklı ve diri tutar.</p>
<p>Eğer yeterince önyargı sahibiysek, fazla ince düşünmekten de kurtulmuşuz demektir. Aslında önyargılarımızı gerektiği gibi kullanacak olursak, düşünme eyleminden temelli kurtulmamız bile işten değildir.</p>
<blockquote><p>İşe Nazım Hikmet&#8217;in &#8220;vatan haini komünist&#8221;, Avrupa Birliği&#8217;nin &#8220;Hıristiyan kulübü&#8221;, kedilerin de &#8220;nankör&#8221; olduğunu düşünerek başlayabilir, sonra düşünce yapımızı seyrelte seyrelte mutlak bir boşluğa ulaşabiliriz. Doğu düşüncesindeki Zen öğretisini tersten kurarak çıktığınız bu yolculuğun sonunda artık ne Nazım Hikmet, ne Avrupa Birliği ne de komşunun kedisi hakkında tek bir düşünceye bile sahip olmadığınızı şaşırarak görecek, ruhunuzu sonsuza kadar huzura kavuşturmuş olmanın derin hazzını yaşayacaksınız.</p></blockquote>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>6- Formda tutar</strong></span></p>
<p>Önyargılar gündelik hayatta oyundan düşmemizi önler. Onlar sayesinde olayların yüzeyinden ve hızla gidebiliriz. İş yaşamının ve maddi hesapların gerektirdiği manevra yeteneğine bizi ulaştıran da önyargılarımızın damarlarımıza pompaladığı enerjidir.</p>
<p>Bütün filmler, kadınlar, kitaplar ve siyasetçilerle ilgili sarsılmaz önyargılar edinmiş birini gözünüzde canlandırın: bu donanımı yenmeye kimin gücü yeter. Hangi çılgın onunla toplantı masalarında boy ölçüşmeye, patronun yanında üste çıkmaya kalkar.</p>
<p>Emin olun; formumuzu borçlu olduğumuz önyargıların ne işe yaradığını araştırmak kimsenin aklına gelmeyecektir. Biz de bu sayede kendimize bir aura yaratabilir ve onun içinde güvenle yol alabiliriz.</p>
<p>Görüldüğü gibi, önyargıların yaşamımıza katkısı tartışılmaz. Öte yandan, bugünlerde küçük yan etkilerinin gözlemlendiği de söyleniyor: &#8220;cehalet sıtması&#8221; ya da &#8220;yüzeysellik sendromu&#8221; gibi. Ama Sağlık Bakanlığı bu konuda henüz bir açıklama yapmadığından, hepsinin yalnızca dedikodudan ibaret olduğunu ve önyargıların yaşamımıza çeşitli güzellikler kattığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Tuna Kiremitçi</p>
<p>Siz yine de şu önyargı videosunu izleyin =) </p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/qnvpUIwQPhI" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/onyarginin-faydalari-tuna-kiremitci/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alcatraz - Dizi Film Tavsiyesi</title>
		<link>http://muhibbiler.com/alcatraz-dizi-film-tavsiyesi</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/alcatraz-dizi-film-tavsiyesi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 11:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Alcatraz]]></category>

		<category><![CDATA[dizi]]></category>

		<category><![CDATA[film]]></category>

		<category><![CDATA[Lost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2190</guid>
		<description><![CDATA[
Sanırım aramızda LOST u izlemeyen yoktur. Lost&#8217;un yazarlarından J.J. Abrams kendi yapım şirketi olan BAD ROBOT ile FRİNGE  dizisinden sonra şimdi de ALCATRAZ dizisiyle bizleri ekrana kitleyecek. FRİNGE dizisinden sonra dediysem Fringe bitmedi takip edenler bilir. J.J. Abrams yine fantastik yine gizem dolu bir dizi ile anlaşılan adından bir kez daha uzun süre bahsettirecek. Dizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-LQoFwVTmefQ/TxvtC0wz0RI/AAAAAAAACHU/ixgxFFYVVJA/s470/alcatrz.jpg" alt="" width="470" height="260" /></p>
<p>Sanırım aramızda LOST u izlemeyen yoktur. Lost&#8217;un yazarlarından J.J. Abrams kendi yapım şirketi olan BAD ROBOT ile FRİNGE  dizisinden sonra şimdi de ALCATRAZ dizisiyle bizleri ekrana kitleyecek. FRİNGE dizisinden sonra dediysem Fringe bitmedi takip edenler bilir. J.J. Abrams yine fantastik yine gizem dolu bir dizi ile anlaşılan adından bir kez daha uzun süre bahsettirecek. Dizi ABD de Pazartesi akşamları yayınlanacak 48 saat sonra Digitürk Dizimax&#8217;da ekrana gelecek. Önce dizinin tanıtım yazısını akratalım daha sonra mini bir yorum yapalım ilk 2 bölüm hakkında.</p>
<p><strong>J.J. Abrams, &#8220;Alcatraz&#8221;la bu kez zamanının en azılı suçlularını barındırmış olan Alcatraz Adası&#8217;ndaki ünlü hapishaneye davet ediyor bizi&#8230; San Francisco Polis Departmanı&#8217;ndan Dedektif Rebecca Madsen&#8217;ın bir cinayet mahallinden aldığı parmak izi, ilginç bir gerçeği ortaya çıkarır. <span style="color: #ff0000;">Parmak izinin sahibi Jack Sylvanne&#8217;ın 50 yıl önce Alcatraz&#8217;da ölmüş olması gerekmektedir. </span>Madsen, Dr. Diego Soto ile bu esrarengiz olayı araştırmaya girişir&#8230; Gizem, gerilim ve aksiyonu buluşturan dizide Sarah Jones, Sam Neill ve Jorge Garcia başrollerde.</strong></p>
<p><span id="more-2190"></span> </p>
<p><img class="alignleft" src="https://lh5.googleusercontent.com/-ms2XLgmXtOA/TxvtDV3I-iI/AAAAAAAACHY/1mY65sjpuTY/s400/739277.jpg" alt="" width="320" height="240" /></p>
<p>İnternetten film dizi vs indirip izleyenler 4400 dizisini az çok duymuştur. 4400 kişi ortadan kaybolur ve sonra yeniden ortaya çıkar vs..İşte Alcatraz da olanlarda aynen böyle&#8230;</p>
<p>21 Mart 1963&#8242;te masrafların artması ve binaların yıpranması nedeniyle Alcatraz resmen kapatıldı. Adadaki tüm mahkumlar nakledildi. Ama aslında öyle olmadı&#8230;</p>
<p>İşte 1963 te kaybolan mahkumlar günümüzde birden ortaya çıkıyor hem de 1963 teki halleriyle&#8230; Dizi Lost&#8217;daki gibi oradan oraya geçiyor. Lost&#8217;da adaya düşmeden evel ki hayatları adaya düştükten sonraki arasında devamlı gidip gelmişti. Alcatraz&#8217;da da günümüz ve 1963 arasında gidip geliyor. Konuyu iyi anlıyorsunuz bu bahane ile kişileri tanıyorsunuz.<strong> Unutmadan hatırlatalım J.J. Abrams  Lost&#8217;un sevimli şişmanı Hugo&#8217;yu bu dizisinde de unutmamış. </strong>Yukarıda gerçek ismiyle hatırlamayanlara hatırlatalım.</p>
<p>Size tavsiyem diziyi kaçırmayın&#8230; Lost, Prison Break, Flashforward, The Event ve 24 gibi dizilerden sonra baya boşluk kalmıştı dizilerde sadece Mentalist ve Fringe yi izliyordum şimdi dizileri üçledik. Umarım arkası gelir izleyen herkese iyi seyirler&#8230;</p>
<p><strong>Burax</strong></p>
<p><iframe width="640" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/8FP2B5QZYvg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/alcatraz-dizi-film-tavsiyesi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Benim Hırçın Sevgilim (My Sassy) Film Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/benim-hircin-sevgilim-my-sassy-film-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/benim-hircin-sevgilim-my-sassy-film-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 11:05:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[benim hırçın sevgilim]]></category>

		<category><![CDATA[film]]></category>

		<category><![CDATA[Film yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2185</guid>
		<description><![CDATA[2001 yılında Güney Kore&#8217;de çekilen ve günümüzde hala popülerliğini koruyan harika bir filmdir My Sassy Girl. Ülkemizde &#8220;Hırçın Sevgilim&#8221; adı ile gösterilen bu filmi ilk izlediğimde yaşananların hayal ürünü ile yazılmış bir senaryo olduğunu zannetmiştim. Ama aslında Kim Ho-Sik adında bir gencin yaşadığı olaylar sonucunda duygu ve düşüncelerini ve kız arkadaşı ile yaşadıklarını bir blog [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/-aDjtxYOBOJA/TxlGnLqxc_I/AAAAAAAACG8/WsNgsTABgjU/s400/sevgilim.jpg" alt="" width="279" height="400" />2001 yılında Güney Kore&#8217;de çekilen ve günümüzde hala popülerliğini koruyan harika bir filmdir My Sassy Girl. Ülkemizde &#8220;Hırçın Sevgilim&#8221; adı ile gösterilen bu filmi ilk izlediğimde yaşananların hayal ürünü ile yazılmış bir senaryo olduğunu zannetmiştim. <span style="color: #ff0000;"><strong>Ama aslında Kim Ho-Sik adında bir gencin yaşadığı olaylar sonucunda duygu ve düşüncelerini ve kız arkadaşı ile yaşadıklarını bir blog da yazması ile başlamış olay. Blogdaki yazıları aslında acısını hafifletmek adına ve günlük tutar gibi yazan bu gencin bloğuna olan ilgi her geçen gün artmaya başladıkça Kim Ho-Sik&#8217;in hikayesi yapımcıların dikkatini çeker. </strong></span>Yaşanan bu sıra dışı aşk önce kitap olur, sonra senaryoya çevrilir. Bize de derin derin iç çekerek defalarca izlemek kalır.</p>
<p>Film Kyun-woo&#8217;nun , çılgın bir kolej öğrencisi olan kız arkadaşı ile 2 sene sonra buluşmak üzere sözleştikleri tepede başlar (<strong> yani 2 sene geçmiştir ve o tepe de Kyun-woo sevgilsini beklemektedir</strong>). Sonra başından geçenleri izleyiciye anlatmaya başlar. O anlattıkça siz daha fazla filmin içine girersiniz. <span style="color: #800080;"><strong>Pek çok filmde olduğu gibi daha ilk sahnelerden filmin sonunu tahmin etmeye çalışırsınız ama bu film diğerlerine benzemez, tahminlerinizi birkaç kez değiştirmek zorunda kalırsınız.</strong></span> Kim Ho-Sik&#8217;in yaşadıklarını blog da yayınlama kararı, yazmaya başlama sürecide filmde belirtilmiş. Hem bu yüzden, hem de oyuncuların inanılmaz doğal rol yapmalarından olsa gerek film o kadar sıcak geliyor ki insana tahmin edemezsiniz. <em><strong>Özellikle de günümüzde cinselliğin her sahnede gözler önüne serilmesinin sanat kabul edildiği bu dönemde tek bir cinsel sahnesi olmayan ama ne söylemek istediğini bir şekilde sizin kafanıza sokan bir filmdir.</strong></em></p>
<p><span id="more-2185"></span></p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/nJs3f9bwmQU" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Elbette ki abartılan yerler var ama tesadüfe inanmayan biri olarak hiçbir şeyin tesadüf olmadığını inceden inceden dokunduran bir film olduğunu belirteyim.<span style="color: #ff0000;"><strong> Hele de Uzakdoğulular için önemli bir mevzuu olan &#8220;kader&#8221; konusunu hem açıkca hem de bu kadar üstü kapalı anlatmak bu filme has olsa gerek. Bu yüzden de filme&#8221; aşk filmi&#8221; diyemem. Aşk filmi demek filmin içini doldurmaya yetmez çünkü.</strong></span></p>
<p>2 saat 15 dakika süren film Güney Kore&#8217;de yapılmış olmasına rağmen farklı kültürlerdeki pek çok insanı güldürmeyi ve ağlatmayı başarmış, sanatın ve aşkın dünya üzerindeki tek ortak dil olduğunu başarı ile kanıtlamış bir yapıttır.</p>
<p>İlk fırsatta izlemeniz tavsiye olunur.</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Not: Filmin telif haklarını ABD liler aldı ve 2008 de yeniden çekildi. Bu kadar berbat, bu kadar sığ bir film daha olamaz. Uzak durunuz <img src='http://muhibbiler.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </strong></span></p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/lIBodxsKp_w" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/benim-hircin-sevgilim-my-sassy-film-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzyılın Aşkları Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/yuzyilin-asklari-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/yuzyilin-asklari-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 08:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>

		<category><![CDATA[can dündar]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[yüzyılın aşkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[Yüzyılın Aşkları, Can Dündar&#8217;ın önce kaleme aldığı, sonra da belgeselini yaptığı buram buram aşk kokan bir kitap. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran insanlar ve yaşadıkları aşkları böylesine etkileyici bir yazıya ancak Can Dündar dökebilirdi.
Okurken hem o dönemleri yaşıyor, hem de aşklarının acılarını hissediyorsunuz. Hangi çiftler yok ki kitapta; Naciye-Enver, Latife-Mustafa Kemal, Afife-Selahattin, Piraye-Nazım, Eren-Bedri Rahmi, Ayhan-Adnan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/-dlXULb9pAiU/TxPrS7pMMYI/AAAAAAAACD0/0nuIqhDmQ3I/s512/Y%2525C3%2525BCzy%2525C4%2525B1l%2525C4%2525B1n_a%2525C5%25259Fklar%2525C4%2525B1.jpg" alt="" width="342" height="512" />Yüzyılın Aşkları, Can Dündar&#8217;ın önce kaleme aldığı, sonra da belgeselini yaptığı buram buram aşk kokan bir kitap. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran insanlar ve yaşadıkları aşkları böylesine etkileyici bir yazıya ancak Can Dündar dökebilirdi.</p>
<p>Okurken hem o dönemleri yaşıyor, hem de aşklarının acılarını hissediyorsunuz. Hangi çiftler yok ki kitapta; <span style="color: #800080;"><strong>Naciye-Enver, Latife-Mustafa Kemal, Afife-Selahattin, Piraye-Nazım, Eren-Bedri Rahmi, Ayhan-Adnan, İpek-Yüksel, Yıldız-Şükran, Fatoş-Yılmaz, Çiğdem-Melih. </strong></span>Siyasi ya da sanatçı kimlikleriyle az çok tanıdığımız bu insanların kalplerini de tanımamızı sağlayan bu kitabın, sabun köpüğü  aşkların yaşandığı ve sevgilerin çabuk tüketildiği yüzyılımızda mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kitapla ilgili, Can Dündar&#8217;ın hiçbir söze gerek bırakmayan bir yazısını paylaşmak isterim.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>YÜZYILIN AŞKLARI</strong></span></p>
<p><em>Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, 1700&#8242;lerin ortalarında İstanbul&#8217;dan eşi Firdevs Hanım&#8217;a mektup yazmış. Hitap şöyle:</em></p>
<p><span id="more-2178"></span></p>
<p><em>&#8220;İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullü, akıllı, iz&#8217;anlı, hünerli, marifetli, üsluplu, ayıpsız hatunum, helalim Firdevs Hatun huzuruna&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em>Sonra 2. eşi Fatma&#8217;ya, 3. eşi Belkıs&#8217;a ve 4. eşi Züleyha&#8217;ya yazmış sırayla&#8230;</em></p>
<p><em>Aynı giriş, aynı hitaplarla&#8230;</em></p>
<p><em>Yalnız, Fatma&#8217;ya yazarken &#8220;hakikatli&#8221; yerine &#8220;muhabbetli&#8221;yi koymuş, Belkıs&#8217;a &#8220;ayıpsız&#8221; yerine &#8220;edepli&#8221; demiş. Züleyha&#8217;ya ise bambaşka sıfatlar eklemiş:</em></p>
<p><em>&#8220;&#8230;güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli, şirin yıldızlı, has odalığım, oğlum annesi, gönlüm cananesi, inci danesi hatunum ve hanım küçük kadın Züleyha Hanım huzuruna&#8230;&#8221;</em></p>
<p>(Serkan Özburun, &#8220;Aşkoğrafya&#8221;, Kaknüs, 2001)</p>
<p>* * *</p>
<p>Çağlar değişse de erkek değişmiyor:4 eşine birden küçük rötuşlarla aynı sevda mektubunu yollayan &#8220;Erzurumlu&#8221;dan 250 yıl sonra, bugünün internet kuşağından bir tanıdığım da yazdı(rdı)ğı aşk mesajını kopyalayıp (&#8221;forward all&#8221; komutuyla) tüm sevgililerine aynen gönderiyor.</p>
<p>Anaerkil bir toplum düzeninde yaşasaydık ve kadınların 4 erkekle evlenme izni olsaydı, bir kadın da 4 kocasına aynı mektubu -&#8221;gür bilekli&#8221;, &#8220;posbıyıklı&#8221;, &#8220;edepsiz&#8221; sıfatlarını üleştirerek- yollar mıydı bilmiyorum; bildiğim o ki, günümüzde kadınların yapacağı iş değildir bu&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Geçen yıl &#8220;Yüzyılın Aşkları&#8221; belgesel serisinde Türkiye&#8217;den 10 aşk hikâyesini ekrana getirdik. Tümü üzerinden bir değerlendirmeye kalkışsam şunu söyleyebilirim:</p>
<p>20. yüzyılda kadın, hemen her zaman ilişkinin acı çeken tarafı oldu. Bekleyen, üzülen, ezilen, aldatılan, terk edilen oydu.</p>
<p><strong>Giden, bıkan, ezen, aldatan, terk eden rolü ise erkeğe düştü.</strong></p>
<p>Burada isimlere girmeyeceğim, ama &#8220;asrın âşıkları&#8221; arasında evliyken en güzel şiirlerini sevgilisine yazan, yıllarca kendisini beklemiş eşini kavuştuğu gün aldatan, iktidarsızlığının ezikliğini dayakla kapatan, eski aşkın acısını bir yenisinde unutan erkek öyküleri dinledik.</p>
<p><strong>&#8220;Yüzyılın Aşkları&#8221;nın çoğu kadın kahramanı ise ya düzelir umuduyla gün saymış ya göz yummuş ya da diklenip yalnızlığı seçmişti.</strong></p>
<p>* * *</p>
<p>Belgeselden edindiğimiz bir izlenim de şu:</p>
<blockquote><p>Erkek, beyninde yarattığı bir hayale tutuluyor. Her tanıştığı kadında o hayali arıyor. O hayale şiirler, şarkılar, mektuplar yazıyor. Nâzım&#8217;ın cezaevindeyken Piraye&#8217;de, Mustafa Kemal&#8217;in bir &#8220;misyon evliliği&#8221; yaparken Latife&#8217;de aradığı şey, hep o hayal&#8230;</p></blockquote>
<p><strong>Ancak kadın, kendi kişiliğini ortaya koyduğu anda, o hayal darmadağın oluyor. Hayal kırıklığına uğrayan erkek de &#8220;hayal&#8221;inin peşinde yeni bir yolculuğa koyuluyor.</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Nâzım&#8217;ın &#8220;Sende ben uzaklığı seviyorum&#8221;</strong></span> diye yazması ondan&#8230; Yakına gelince hayal, tuzla buz oluyor çünkü&#8230; (Erzurumlu&#8217;nun &#8220;şansı&#8221;, her hayaline uygun bir karısı olmasıydı belki de&#8230; Biri &#8220;ayıpsız&#8221; diğeri &#8220;edepli&#8221;, biri &#8220;akıllı&#8221; öbürü &#8220;cilveli&#8221;&#8230;)</p>
<p>Oysa kadın, daha gerçekçi&#8230; O, etiyle kemiğiyle somut bir adama âşık oluyor. Onu hatasıyla sevabıyla benimsiyor. Heykelini &#8220;yontmaya&#8221; çalışsa da erkek gibi her seferinde yeni bir heykel peşine düşmüyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Farklı yetiştirilme tarzlarından kaynaklanan farklı sevme biçimleri, mutsuz etti 20. yüzyılın kadınlarıyla erkeklerini&#8230;Dileriz yeni yüzyıl farklı olur.</p>
<p>CAN DÜNDAR</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/ZYo8Nd3gR3w" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/yuzyilin-asklari-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;yla Bütün İlişkimi Kestim - Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/tanriyla-butun-iliskimi-kestim-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/tanriyla-butun-iliskimi-kestim-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 08:43:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı'yla Bütün İlişkimi Kestim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2171</guid>
		<description><![CDATA[YAŞAM, ÖLÜM, TANRI VE GENÇ OLMANIN İSYANI ÜZERİNE MUHTEŞEM VE SARSICI BİR ROMAN
Çoğu zaman kitapçıya girer; hedef kitabımı alır ve çıkardım. Ama bu kez amaçsızca rafların arasında dolaşırken gördüm onu. &#8220;Tanrı ile bütün ilişkimi kestim&#8221; yazıyordu kapağında. &#8221; -Evet, bazen çoğu insan ona kızar ama herkesin önemli sebepleri var, ya senin?&#8221; diye sordum kitabın kapağına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-weight: normal;"><em><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-NnIdwK1B0FY/TwqppLIdjAI/AAAAAAAAB5g/pxh0bQSjSJQ/s428/338026.jpg" alt="" width="270" height="428" />YAŞAM, ÖLÜM, TANRI VE GENÇ OLMANIN İSYANI ÜZERİNE MUHTEŞEM VE SARSICI BİR ROMAN</em></span></h2>
<p>Çoğu zaman kitapçıya girer; hedef kitabımı alır ve çıkardım. Ama bu kez amaçsızca rafların arasında dolaşırken gördüm onu. <strong>&#8220;Tanrı ile bütün ilişkimi kestim&#8221; </strong>yazıyordu kapağında. &#8221; -Evet, bazen çoğu insan ona kızar ama herkesin önemli sebepleri var, ya senin?&#8221; diye sordum kitabın kapağına bakarken. İşte böyle tanıştım Linnea ile.</p>
<p>İsveçli yazar Katarina Mazetti bizi lise yıllarımıza geri götürüyor. <span style="color: #800080;"><strong>Eğer lise yıllarınız bir hayli geçmişte kaldıysa bu kitap size basit bir günlük gibi gelebilir. Ama 2 saatte ve keyif alarak okuyacağınız bu kitaptaki çoğu olayda &#8221; evet, bu duyguyu biliyorum&#8221; diyecek ve insanların size karşı duvardan farksız olduğu yıllarda sizin yapamadıklarınızı Linnea yaptığı için ona imreneceksiniz. </strong></span>Aslında sizde duvarla konuşan birisiniz.</p>
<blockquote><p>&#8220;Tanrıya inanıyor musun, sorusu, kitap seviyor musun sorusu kadar anlamsız geliyor bana. Bunların cevabı hangi kitap ve hangi tanrı sorusuna göre değişir. İnsan tanrıya inanmaz, yalnızca ona karşı tutum belirler.&#8221;</p></blockquote>
<p><span id="more-2171"></span></p>
<p>Sayfalar ilerledikçe genç bir kızın ailesini, tek arkadaşı olan Pia&#8217;yı aşkı ve tanrıyı anlama çabalarına tanık oluyorsunuz. Bu çabayı harcarkende bütün içtenliği ile şu cümleler dökülüyor Linnea&#8217;nın dudaklarından : <span style="color: #ff0000;"><strong>&#8221; Muhammet, İsa ve Buda&#8217;nın iyi şeylere niyet ettiklerine inanıyorum. Benim katlanamadıklarım, onların ardından gelen düzenbazlar.&#8221;</strong></span></p>
<p>Kitap, arkasında bir intihar ve Pia&#8217;nın sarfettiği şu cümleleri bırakıyor : <em>&#8221; &#8230;Ama şu kendine Hıristiyanım diyen ülkelerin haline bak! Baş kaldırmasınlar diye yoksulların ağzına bir parmak bal çalıp, Kutsal Kitap&#8217;ta ne öğütleniyorsa tersini yaptılar; şimdi yalnızca zenginler, güçlüler ve edepsizler mutlu. Düşüncelerin yerine inancı geçirdiler. İnsanlar duymuyorlar, görmüyorlar, konuşmuyorlar!&#8221;</em></p>
<p>Arkadaşı Pia ile aralarında geçen diyaloglar haricinde kitaptan çok fazla bir şey beklememenizi öneririm. Sıcak ve basit bir anlatımı var. Ancak yorgunluk atmak için 2 saatte bitecek ya da seyahatiniz boyunca okunacak bir kitap arıyorsanız bu kitap iyidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/tanriyla-butun-iliskimi-kestim-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları Kitabı Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/bir-ekonomik-tetikcinin-itiraflari-kitabi-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/bir-ekonomik-tetikcinin-itiraflari-kitabi-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 16:42:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları]]></category>

		<category><![CDATA[CFR]]></category>

		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Küresel İmparatorluk]]></category>

		<category><![CDATA[şirketokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2162</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Ekonomik tetikçiler (ET&#8217;ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı &#8220;yardım&#8221; kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar.
Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-K1UzHNegHgA/TwcjcNNIiPI/AAAAAAAAB0Q/KHDl6Jb1wek/s512/ekonmiktetikci.jpg" alt="" width="262" height="410" /></p>
<p><em>&#8220;Ekonomik tetikçiler (ET&#8217;ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı &#8220;yardım&#8221; kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar.</em></p>
<p><em>Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır.</em></p>
<p><em><strong>Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim&#8230;</strong>&#8220;</em></p>
<p>Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları isimli kitap bu cümlelerle başlıyor. Son 10 yıldır giderek artan şirketokrasi koşullarının perde arkasını sade bir dille anlatmış John Perkins.</p>
<p>Yaşadığımız dünya ekonomik sistemini bence en güzel bu &#8220;şirketokrasi&#8221; ifadesi karşılıyor. John Perkins&#8217;de kitabında belirtti üzere, bu bir liberalizm değil, sosyalizm hiç değil. Bu ancak şirketokrasi olabilir diyor. Küresel bir imparatorluk kurma gayretindeki dev şirketler, bankalar ve onlara hizmet eden hükümetler&#8230;</p>
<p>Çoğu zaman demokrasi perdesine sığınarak yükseltilen bu insanlar toplumların köleleştirilmesi için şirketokrasiye hizmet ediyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>Bu köleleştirme sanayi devrimi sonrası batının Afrika ülkelerine yaptığından biraz farklı bir yöntemle işliyor. O dönemde beyaz adam, kara kıtaya gidip zenginliklere el koyup kıtanın yerlilerini öldürdü, köle yaptı. Bugün ise o elde ettiği zenginliklerle yarattığı teknolojisiyle sömürüyor.</strong></span></p>
<p>Bir hedef ülke seçiliyor. O ülkeye, mühendislik şirketlerinin uzman kadroları yollanıyor. O ülkenin ihtiyaçları tespit ediliyor ve raporlanıyor. Ardından hedef ülkenin hükümet yetkilileriyle görüşülüyor. Barajlar, petrol kuyuları, dev projelerle gelişme vaat ediliyor. Hedef ülkenin yetkilileri bunu yapmaya bizim gücümüz yok diyor ama mühendislik şirketlerinin uzman ET&#8217;leri &#8220;bunu hiç dert etmeyin, krediniz siz onay verdiğiniz an hizmetinizde&#8221; diyor. Atılan o imza, yok olan geleceğin imzası oluyor.</p>
<p><span id="more-2162"></span></p>
<blockquote><p>&#8220;Cehennemin yolları iyilik taşlarıyla döşelidir.&#8221;</p>
</blockquote>
<p><strong><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/-igiKno51CKc/TwcjcOs_KtI/AAAAAAAAB0U/4hz17tsZXs0/s455/Perkins.jpg" alt="" width="455" height="291" />Bu kitapta ne bulabilirsiniz ne bulamazsınız?</strong></p>
<p>Bu kitapta dünya ekonomik sisteminin temel yapı taşlarının nasıl işlediğini bulabilirsiniz. Ekonomilerin nasıl kontrol edildiğini bulabilirsiniz. Toplumların maddesel olarak zengin yaşamları yaşarken nasıl köleleştirildiklerini bulabilirsiniz. Yani modern şehirlerin özgürlük demek olmadığını fark edeceksiniz.</p>
<p>Irak&#8217;ın neden bombalandığını, tüm Ortadoğu kaynarken Suudi Arabistan krallığının nasıl yaşadığını, milenyum demokrasisinin nemenem bişey olduğunu göreceksin.</p>
<p>Bu kitaba, bu sistemin bozulması için bir sistem önerisi yada uyanın hepimizi soyuyorlar gibi bir manifesto beklentisi ile sakın yaklaşmayın. Zira kitabın böyle bir amacı yok. Ben sana neler olduğunu anlattım, çareyi sen bulacaksın diyor.</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sayfa 54 GSMH Oyunu</strong></span></p>
<p>&#8230;Bu projelerin her birinin dile getirilmeyen bir özelliği vardı: Hepsinin ortak amacı, dünya üstündeki hükümetlerin uzun vadeli finansal bağımlılıklarını ve dolayısıyla politik sadakatlerini garanti ederken, aynı zamanda müteahhit firmalar için büyük karlar yaratmak ve krediyi alan ülkedeki bir avuç varlıklı, nüfuz sahibi aileyi mutlu kılmaktı. Verilen borç ne kadar büyük olursa o kadar iyiydi. Bir ülkenin omuzlarına binen borç yükünün o ülkenin en fakir vatandaşlarını onlarca yıl sağlık, eğitim ve diğer sosyal hizmetlerden yoksun bırakacağıysa dikkate bile alınmazdı.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Claudine ile birlikte GSMH&#8217;nin yanıltıcı tabiatını açık açık tartıştık. Örneğin, nüfusun çoğunluğu borç altında ezilirken bir kamu hizmetleri şirketi sahibi (yani tek bir kişi) bile çıkar sağlasa GSMH artışı gerçekleşebilir. Zenginler daha da zenginleşirken, fakirler fakirleşir.</span></strong></p>
<p><strong>Ama nihayetinde, istatistiki açıdan bakıldığında bu bir ekonomik ilerlemedir.</strong> Çoğu Amerikan vatandaşı gibi, MAIN çalışanlarının büyük bölümü de elektrik santralleri, otoyollar ve limanlar yaparak o ülkelere aslında iyilik yaptığımıza inanıyordu. Okullarımız ve medyamız, tüm eylemlerimizi birer özveri olarak algılamamız konusunda bizleri eğitmişti. Yıllar boyunca, &#8220;Eğer Amerikan bayrağını yakıp, elçiliğimize karşı gösteri yapacaklarsa, neden kahrolası ülkelerinden çıkıp onları kendi sefaletleri ile baş başa bırakmıyoruz?&#8221; gibi yorumlarla sürekli olarak karşılaştım&#8230;.</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/xGL5K-U1BUE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Endonezyalı Kızla Sohbet (Sayfa 96)</strong></span></p>
<p>&#8230;.Tüm bunların benim için yapılıp yapılmadığını sorunca bir diğeri gülerek kendimi fazla önemsediğimi söyledi. &#8220;Tipik Amerikalı,&#8221; diye de ekledi sırtıma, dostça vururken.</p>
<p>&#8220;Endonezyalılar politikayla çok ilgilidir,&#8221; dedi yanımda oturan. &#8220;Amerikalılar böyle gösterilere gitmez&#8217; mi?&#8221;</p>
<p>Karşımda oturan ve üniversitenin İngilizce bölümünde lisans öğrencisi olan güzel bir kız, &#8220;Sen de Dünya Bankası için çalışıyorsun, değil mi?&#8221; diye sordu.</p>
<p>Ona şirketimin Asya Kalkınma Bankası ve Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) tarafından verilen bir proje üzerinde çalıştığını söyledim.</p>
<p>&#8220;Aslında aynı şey değil mi?&#8221; Cevabımı beklemedi.</p>
<p>&#8220;Bu akşam seyrettiğimiz oyundaki gibi değil mi yani&#8217; Sizin hükümetiniz Endonezya ve diğer ülkelere bir&#8230;eeee&#8230; şey salkımı&#8230; Öyle bakmıyor mu? Şey gibi&#8230;&#8221; Sözcüğü arıyordu.</p>
<p>&#8220;Üzüm,&#8221; diye tamamladı arkadaşlarından biri.</p>
<p>&#8220;Evet, aynen öyle. Bir üzüm salkımı. Tanelerden istediğini seçebilirsin. İngiltere kalsın. Çin&#8217;i ye. Endonezya&#8217;yı ise at gitsin.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tüm petrolünü aldıktan sonra,&#8221; diye ekledi başka bir kadın.</p>
<p>Kendimi korumaya çalıştım ama içimden gelmiyordu&#8230;</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Günlük Yazısı (Sayfa 106)</strong></span></p>
<p>&#8230;Zengin toplumlardan biri olmakla birlikte, belki en mutsuzlarından biri de olduğumuzu gösterirken, başkalarının bize benzemesini nasıl isteyebiliriz ki?</p>
<p>Claudine tüm bunlar hakkında beni uyarmıştı belki. Artık bana ne söylemeye çalışmış olduğundan da çok emin değildim. Ama her ne ise entelektüel tezler bir yana, masumiyet günlerimin sona erdiği de acı bir şekilde ortada idi. Günlüğüme şunları yazdım:</p>
<p>ABD &#8216;de tek bir masum kişi var mı? Her ne kadar en büyük kazancı ekonomik piramidin tepesindekiler elde ediyor olsa da, milyonlarcamızın geçimi - doğrudan veya dolaylı olarak - az gelişmiş ülkelerin , sömürülmesine bağlı. Neredeyse tüm sanayimizi besi, i kaynaklar ve ucuz iş gücü, Endonezya gibi yerin, geliyor ve bunun çok azı oralara geri dönüyor. Dış yardımlar olarak verilen borçlar, bugünün çocuklarının ve onların torunlarının birer rehine olmasını garantiliyor. Sırf bize olan borçlarını geri ödemek için, şirketlerimizin onların doğal kaynaklarını talan etmelerine izin vermek, eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerden  vazgeçmek zorunda kalacaklar. Şirketlerimizin elektrik santralleri, havaalanları ve sanayi siteleri inşa etmek için bu paranın çoğunu zaten geri almış olmasının denklemde yeri yok. Çoğu Amerikalı&#8217;nın bundan habersiz olduğu mazereti masumiyeti gösterir mi? Tamam kabul edelim, bilgilendirilmemiş ve bilerek yanlış bilgilendirilmiş. Ama masum mu?&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/bir-ekonomik-tetikcinin-itiraflari-kitabi-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Serenad (Zülfü Livaneli) - Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/serenad-zulfu-livaneli-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/serenad-zulfu-livaneli-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 06:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[Serenad]]></category>

		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2134</guid>
		<description><![CDATA[
İnsanlara atalarından sadece genleri mi miras kalır, yoksa anıları hatta acıları da mı? İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler bölümünde çalışan Maya Duran tek düze yaşamında kendi acılarını, atalarının acılarını öğrendiğinde unutacaktır. Hem de hiç beklemediği bir anda ve Maya&#8217;nın söylemiyle; &#8220;ancak romanlarda olabilecek bir hikaye &#8221; ile.
Amerikadan gelen profosör Maximillian&#8217;ı  karşılaması istendiğinde bu durumdan pek hoşlanmayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh5.googleusercontent.com/-onGFywyQB7U/Tv2maGdbSZI/AAAAAAAABhA/i18ju-wXYUw/s390/350703_2.jpg" alt="" width="270" height="390" /></p>
<p>İnsanlara atalarından sadece genleri mi miras kalır, yoksa anıları hatta acıları da mı? İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler bölümünde çalışan Maya Duran tek düze yaşamında kendi acılarını, atalarının acılarını öğrendiğinde unutacaktır. Hem de hiç beklemediği bir anda ve Maya&#8217;nın söylemiyle; &#8220;ancak romanlarda olabilecek bir hikaye &#8221; ile.</p>
<p>Amerikadan gelen profosör Maximillian&#8217;ı  karşılaması istendiğinde bu durumdan pek hoşlanmayan Mayanın hayatı bir haftada değişiverir. Nazi Almayası döneminde Türkiye&#8217;ye sığınan bilim insanlarından biridir Max. 59 yıl sonra yeniden İstanbul&#8217;a dönmesinin sebebi ise büyük bir aşka veda etmek içindir. Ama sadece birkaç günlük gezi, onunla ilgilenen Mayanın kendisini bir anda istihbarat teşkilatı tarafından takip edilen, <span style="color: #ff0000;"><strong>Max&#8217;ın hayatını araştırırken de geçmişini ve kendisini keşfetmesini sağlayan bir süreç haline gelir. Aslında burada en büyük tokadı okuyucu yer. Hitler dönemini herkes bildiğini zanneder ama kitaptaki detaylar şok edici. Ruslar tarafından katledilen Türklerin oluşturduğu Mavi Alay; birkaç ülkenin yok edilişine göz yumduğu 700 yahudiyi taşıyan Struma gemisi ve tabii ki Hitler. </strong></span>Bu üç hikayeyi tekrar gün ışığına çıkaran bir profösör ve atalarının bu olayları yaşadığını yeni öğrenen bir kadın.</p>
<p><span id="more-2134"></span></p>
<p>Bakış açısına göre değişir ama kitap için aşk romanı diyemem. Daha çok tarihsel bir roman. Zaten son 10 yıldır moda olan bir akım, yaşanan tarihsel olayları romanlaştırarak anlatmak ( <em>ki ben okullardaki tarih dersleri kitaplarının da bu yöntemle hazırlanması taraftarıyım</em>). Bu şekilde çabuk sıkılan ve yakın tarih hakkında neredeyse hiçbir bilgisi olmayan y jenerasyonunun ilgisi daha çabuk çekilir ve olaylarla tarihler güçlü olan hayal dünyalarında daha çabuk yer eder. <span style="color: #800080;"><strong>Türkiye&#8217;de Zülfü Livaneli ve İskender Pala bunu çok iyi başarmışken, yabancı yazar olarak da Amin Maalouf &#8216;u şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca kitap bittikten sonra ( ya da benim gibi kitabın ikinci bölümündeyken ) Schindler List ( Schindlerin Listesi) isimli filmi izlemenizi de öneririm.</strong></span></p>
<p>Kitapta dikkat çeken pek çok nokta olmasına rağmen benim son olarak değinmek istediğim iki konu var. Her ikisiyle de ilgili yorum yazmaya gerek duymadan aynen aktaracağım; birincisi Livaneli&#8217;nin yapmış olduğu sosyopsikolojik saptamadır:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230; Uyumadan önceki son düşüncem zavallı anneannem oldu. Korkunç şeyler yaşamıştı ama bizlere hiçbir şey belli etmemişti. Zaten birçok Türk evinde böyle bir suskunluk vardı, geçmiş konuşulmazdı.  -&#8230; Türkiye&#8217;de hemen her konuda, her kurumda sorunların çözülmesinden çok üstünün örtülmesine öncelik verilmesi, acaba bu alışkanlığın sonucu ortaya çıkan bir durum muydu? &#8221; (syf. 181).</p></blockquote>
<p>İkincisi ise, çıkan yangınlarda neden kurtarılamadığını hep merak ettiğim nüfus kayıtları ile ilgilidir; <em>&#8220;&#8230; Demek ki Türkiye&#8217;nin yakın tarihi böyleydi. O büyük alt üst oluş yıllarında ırklar, dinler, diller, katliamlar, sahte kimlikler birbirine karışmış ve her evin bir sırrı olmasına yol açmıştı. Bizim aile bir istisna değildi. Tipik bir Osmanlı hikayesiydi. Zaman zaman aile soyağacını bulmak için devletin nüfus kayıtlarına girdiğimde ancak iki kuşak geriye gidebilmemin, ondan sonrasını göremememin nedeni buydu demek ki. Bu işe hayret etmiştim ama sebebini ancak şimdi anlıyordum. Ağabeyim &#8221; Bu kayıtlar açıklanamaz&#8221; diyordu. &#8220;Çünkü kıyamet kopar. Birçok devlet büyüğünün kökeni ortaya çıkar.&#8221; - Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli, çok dilli bir toplumdan hepsi birbirine benzeyen bir Türk ulusu yaratma çabası, böyle zorlamaları da beraberinde getiriyordu işte.&#8221; </em>(syf. 200)</p>
<p>Kitapta adı geçen Serenade De Schubert isimli eseri <a href="http://www.fftunes.com/nana-mouskouri-serenade-de-schubertmp3" target="_blank">buradan dinleyebilirsiniz</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/serenad-zulfu-livaneli-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mihrimah Kitabı Yorumu (Nesrin)</title>
		<link>http://muhibbiler.com/mihrimah-kitabi-yorumu-nesrin</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/mihrimah-kitabi-yorumu-nesrin#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 18:45:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[Demet Altınyeleklioğlu]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Yorumları]]></category>

		<category><![CDATA[Mihrimah]]></category>

		<category><![CDATA[mimar sinan ve mihrümah sultan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2127</guid>
		<description><![CDATA[
MİHRİMAH
Merhaba, son günlerde hayli popülerleşen bir ekmek kapısı haline geldi Osmanlı Devleti. Daha doğrusu Osmanlının haremi. Pek çok kişi işin kaymağını yeme telaşı içine girmiş durumda. Ama özellikle dikkatimi çeken bir &#8220;kitaplar dizisi&#8221; var. Demet Altınyeleklioğlu ve ağırlıklı olarak &#8220;Mihrimah&#8221; isimli kitabı hakkında nacizane fikrimi belirtmeden edemeyeceğim.
Herkes kitabın ne kadar akıcı, ne kadar büyüleyici oluğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/-P4M7BL5L6OQ/TvYdHm-SiZI/AAAAAAAABcw/2S4yDXsktbc/s512/mihrimah-2.jpg" alt="" width="225" height="358" /></p>
<p align="center"><span style="color: #ff0000;"><strong>MİHRİMAH</strong></span></p>
<p>Merhaba, son günlerde hayli popülerleşen bir ekmek kapısı haline geldi Osmanlı Devleti. Daha doğrusu Osmanlının haremi. Pek çok kişi işin kaymağını yeme telaşı içine girmiş durumda. Ama özellikle dikkatimi çeken bir &#8220;kitaplar dizisi&#8221; var. Demet Altınyeleklioğlu ve ağırlıklı olarak &#8220;Mihrimah&#8221; isimli kitabı hakkında nacizane fikrimi belirtmeden edemeyeceğim.</p>
<p>Herkes kitabın ne kadar akıcı, ne kadar büyüleyici oluğunu söyleyip duruyor; evet doğrudur da. Fakat sizden ricam, bir yazarın mümkünse bütün kitaplarını bilinçli bir şekilde okuyup sonra değerlendirme yapmanızdır.<strong>Sadece &#8220;harika, çok sürükleyici..&#8221; vb. gibi cümleler yorum değildir. Ben yazarın bütün kitaplarını okudum ve son derece basit bir dil kullandığını düşünüyorum. Ayrıca mesela Mihrimah&#8217;ın 45 yıllık bir hayatından bahsetmesine rağmen 700 sayfalık kitabın 300 sayfası çocukluğu,300 sayfası da evlendikten sonra bulduğu aşkı(?) anlatmakta. Eee peki nerede bu kızın en önemli devresi?</strong></p>
<p><span id="more-2127"></span></p>
<p>Annesinin, Mihrimah üzerinden yaptığı dış siyasetteki pazarlıklar, Mihrimahın yaptığı ajanlıklar ( haremdekini kast etmiyorum),ya da annesi öldükten sonra 8 sene annesinin danışmanlık görevini üstlenerek babasına yaptığı yönlendirmeler, Lehistan kralı ile gizlice yaptığı görüşmeler nerede? Bütün bunlar 100 sayfada anlatıldı da ben mi kaçırdım? Aynı kronoloji Hürrem- Nurbanu- Safiye ve Hatice kitabında da var. Ben bu kitabı okurken çok sıkıldım ve diğer kitaplarda da hiç bir değişiklik olmadığını bilebile yinede hepsini okudum çünki, bütün kitaplarını okumadığınız bir yazarı eleştiremezsiniz.</p>
<p>Yazar, Hürrem kitabında çok tutulduktan sonra kendini tekrar etmeye başlamış. Hele de Mihrimah kitabını da okuduktan sonra, Nurbanu- Safiye- Hatice sultan kitapları tam bir rezalet. Yazar sanki kopyala - yapıştır yapmış ve sadece isimleri değiştirmiş gibi hissediyorsunuz. <span style="color: #ff0000;"><strong>Ayrıca Türk halkının seks&#8217;e olan merakını bildiği, ve cinsel birleşmeyi açıkça yazanların &#8220;büyük yazar&#8221; kabul edildiğini bildiğinden harem dairesi dışına çıkmamış ne yazık ki. </strong></span>Yalnız, bu moskof bayanların sarayburnundan denize attırdığı hamile cariyeler, yada süt yerine yılan zehiri yedirdikleri bebekler, kendilerine rakip olmasın diye sessiz sedasız boğdurdukları güzel kızlarda harem dairesinde idi, nedense yazar bunlardan sadece iki tanesine değinmiş.Üstelik bu ölümler ana-kız&#8217;ın rızası dışında gerçekleşmiş gibi anlatılmıştır.</p>
<p>İlk paragrafımda &#8220;bilinçli bir şekilde&#8221; kitap okumanızı rica etmiştim. Kitabı okuyan bir sürü insan var ve hiç kimse yazarın kendisi ile çelişkiye düştüğünü fark etmemiş. Hürrem kitabında, mihrimahın rüstem ile evlenme meselesi padişaha açılınca Sultan Süleymanın &#8220;.. Ben ona güneşim,ayım desemde kızım güzel değil.Hele anası gibi sıcak ve cilveli hiç değil.&#8221; diye düşündüğü yazılır. Hürreminde &#8220;..Mihrimahın hiç de güzel olmadığının süleymanda farkında, o yüzden bu evlilik meselesinin üzerinde çok durmayacaktır.&#8221; dediği yazmakta iken, ikinci kitapta mihrimah abartı derecede güzelliği,zekası ve cilvesi ile yüceltilmiştir. Bu ne yaman çelişki diye sormadan edemedim. Ayrıca Mihrimah-Sinan aşkı tamamen uydurmadır. Dizi moda olmadan çok önce tarihsel tartışma programlarını izleseydiniz ( programa sarhoş çıkanları değil ama ) Türkiye&#8217;nin önemli tarih profösörlerinin bu aşkı çok büyük bir tarihsel çarpıtma olarak gördüğünü bilirdiniz.</p>
<p>Bütün bu yazdıklarımdan sonra lütfen Osmanlıdan nefret ettiğimi falan düşünmeyin. Yazdıklarımın ideoloji ile hiç bir ilgisi yok. Ben sadece Demet hanımın ellerini tarih sayfalarından ya çekmesi ya da hakkı ile anlatması taraftarıyım.</p>
<p>Herkese sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/mihrimah-kitabi-yorumu-nesrin/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

