<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Muhibbiler</title>
	<atom:link href="http://muhibbiler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhibbiler.com</link>
	<description>Bir Kitap Bir Film Bir Hayat Biraz Izmir ve Bize Dair</description>
	<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 11:21:14 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Twitter Hakkında Hiç Fikri Olmayana Nedir, Nasıl Kullanılır?</title>
		<link>http://muhibbiler.com/twitter-hakkinda-hic-fikri-olmayana-nedir-nasil-kullanilir</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/twitter-hakkinda-hic-fikri-olmayana-nedir-nasil-kullanilir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 11:21:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İnternet Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[twitter nasıl kullanılır]]></category>

		<category><![CDATA[twitter nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[
Benzer içerik bir başka sitede mutlaka yayınlanmıştır, ancak şu son günlerde o kadar çok twitter kullanımı ile ilgili soru geldi ki, artık yazması farz oldu !
Twitter bir sosyal ağdır ve Facebook&#8217;a alternetif değildir zira ondan farklıdır. Örneğin fotoğraf yükleyeceğiniz, video paylaşacağınız bir bölümü yoktur. Bunu Twitpic ve twitvid isim bir başka siteyi kullanarak yapabilirsiniz, ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://i56.tinypic.com/2m5zbk0.jpg" alt="" width="396" height="288" /></p>
<p>Benzer içerik bir başka sitede mutlaka yayınlanmıştır, ancak şu son günlerde o kadar çok twitter kullanımı ile ilgili soru geldi ki, artık yazması farz oldu !</p>
<p>Twitter bir sosyal ağdır ve Facebook&#8217;a alternetif değildir zira ondan farklıdır. Örneğin fotoğraf yükleyeceğiniz, video paylaşacağınız bir bölümü yoktur. Bunu Twitpic ve twitvid isim bir başka siteyi kullanarak yapabilirsiniz, ki şu sıra onu aklınıza takmayın daha sonra detaylı anlatırım.</p>
<p><span id="more-1565"></span></p>
<p>En düz anlatım şekli şu olsa gerek: &#8220;140 karaktere ne düşündüğünü, ne yaptığını yazdığın bir site&#8221; Böyle düşününce &#8220;ne gerek var o zaman çok basitmiş bu&#8221; diye düşünülse de twitter gündemi anlık olarak takip edebildiğiniz bir ortam. Aynı anda kahvede, sokakta, okulda, işte, gazete binasında, İzmir fuarında ne konuşuluyorsa, o konulardan hap gibi cümlelerle haberdar olduğunuz bir yer. Örneğin:</p>
<blockquote><p>&#8220;Mehmet Öz kanser olabilirmiş&#8221;</p>
<p>&#8220;Filipinler&#8217;de rehine krizi var NTV canlı yayınlıyor&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu referandum bitsin, apronda deve kesicem :)&#8221;</p></blockquote>
<p>Kimi zaman eğlenceli sohbetlerin, kimi zaman gergin siyasi atışmaların yaşandığı Twitter&#8217;da bir kişiyi takip etmeniz için onu tanımanıza gerek yok. Yani Facebook gibi düşünüp bu siteyi terk edenlerin en büyük yanılgısı bu. Tanımanıza gerek yok zira o kişiyi değil, onun yazdıklarını takip ediyorsunuz. O kişi tuttuğunuz futbol takımıyla ilgili ilginç detayları yazıyor olabilir veya aynı şehirde yaşıyor olabilirsiniz ve gözlemlerini anlatıyor olabilir. Takip etme isteğinizin sebebi size kalmış.</p>
<p>Hiç kimse size gelipte sende kimsin beni takip ediyorsun demez !!!</p>
<p>Peki, bu işin birde takip edilme aşaması var !</p>
<p><img class="alignleft" src="http://i56.tinypic.com/2bp7vm.jpg" alt="" width="198" height="437" /></p>
<p>Dilerseniz herkese açık profil uygularsınız , dilerseniz izin istenerek profilini takip ettirirsiniz yine tercih size kalmış ama ben profili kapalı olanların ne konu ne yazdıklarını göremediğim için genellikle takip etmiyorum . O kişinin yazdıkları hakkında fikir sahibi olmalıyım ki takip anlamlı olsun.</p>
<p>Takip edilmek, yazdıklarınızın başkaları tarafından okunduğunu görmek isterseniz biraz ısrarcı olmalısınız. Kimse sizi paylaştığınız 4-5 tweet ile takip etmez biraz emek vermelisiniz.</p>
<p>Bir diğer husus &#8221; <strong>#muhibbiler</strong> de twitter&#8217;ı anlattım&#8221; diye bir tweet paylaşsam &#8220;<strong>#muhibbiler</strong>&#8221; link şeklinde görünecek ve bir tür etiket olacak. O kelime artık yapılan aramalarda bulunur olacak. Bu husus, ortak düşünce ve ilgi alanları olan kişileri tanımakta oldukça yararlı oluyor.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Birinin yazdığı tweet&#8217;i yanıtlamak isterseniz</span></strong> hemen o tweet&#8217;in altında görünen <strong>&#8220;reply&#8221;</strong> tıklarsanız<strong> @</strong> işareti başa gelip o tweet&#8217;i yazan kişinin adı çıkacaktır. Bu ona ithafen yanıt yolladığınız anlamına gelir. Yanıt alan kişi bu yanıtları gözden kaçırsa dahi sağ sütundaki @kullanıcıadı olan bölüme tıklayarak görebilir. (Bu bende @cihancavusoglu olarak görülen bölümdür.)</p>
<p>Bu yazdığınız genel görünüme açık bir mesajlaşma şeklidir. Yok herkes görmesin<strong><span style="color: #ff0000;"> ikimizin arasında özel bir yazışma istiyorum derseniz</span></strong>, o zaman <strong>&#8220;direct message&#8221;</strong> yazmanız gereklidir. Bunun için o kişi ile karşılıklı olarak birbirinizi takip etmeniz zorunludur. Eğer karşıklı takip yoksa özel mesaj yollayamazsınız .(Yine sağ sütunda direct message yazan yerden bu işlemi yapabilirsiniz)</p>
<p>Yine sağ sütunda görünen<strong> &#8220;favorites&#8221;</strong> var bu da beğendiğin tweetlerin üstündeki yıldıza basarak seçmeceler hazırlayabileceğiniz bir bölüm. Çok kullanmadığım bir bölüm, elzem değil&#8230;</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://i55.tinypic.com/344cefr.jpg" alt="" width="483" height="83" /></p>
<p><strong>Retweet</strong>; birinin yazdığı tweeti onun adıyla tekrar paylaşırsanız veya sizin tweetleriniz tekrar paylaşılırsa bu alandan takip edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Retweet by other:</strong> takip ettiğiniz kişilerin retweet ettikleri</p>
<p><strong>Retweets by you :</strong> sizin tarafınızdan retweet edilenler</p>
<p><strong>Your Tweets, Retweeted:</strong> Retweet edilen tweetleriniz</p>
<p><img class="alignleft" src="http://i55.tinypic.com/x4emuv.jpg" alt="" width="200" height="243" /></p>
<p>Atladığım son birkaç husus kaldı onları kısaca geçelim :</p>
<p><strong>List :</strong> takip ettiğiniz kişileri kategorize edebilme imkanınızı sağlar</p>
<p><strong>Who to follow :</strong> bu bölüm takip etmek için tavsiye kişiler görünür</p>
<p><strong>Echofon:</strong> Bir firefox eklentisi. Firefox kullanıyorsanız , twitter hesabınızı takibi çok kolalaştıracak bir eklenti. Kaç mesajınız var kaç yanıt var tek tek gösteriyor. ekran görüntüsünde olduğu gibi sağ alt köşeye yerleşiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/twitter-hakkinda-hic-fikri-olmayana-nedir-nasil-kullanilir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İstihbarat Kelimesinin Etimolojisi</title>
		<link>http://muhibbiler.com/istihbarat-kelimesinin-etimolojisi</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/istihbarat-kelimesinin-etimolojisi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 13:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[etimoloji]]></category>

		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1563</guid>
		<description><![CDATA[
Bir çocuğunuz olsa en güzel ismi seçmeye çalışırsınız . Bilirsiniz ki isim önemlidir, yazgı gibidir. İsmin anlamı , çocuğun anlamı olur çıkar&#8230;
Büyük sultanlardan , liderlerden seçeriz çoğu zaman çocuğumuzun ismini. Onun gibi yiğit, cesur olsun yada onun kadar güzel zeki olsun isteriz.
Bir çocuğa gösterilen bu özenin kat kat fazlası bir devlete de gösterilir , gösterilmelidir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i38.tinypic.com/2yuzj8g.jpg" alt="" width="274" height="226" /></p>
<p>Bir çocuğunuz olsa en güzel ismi seçmeye çalışırsınız . Bilirsiniz ki isim önemlidir, yazgı gibidir. İsmin anlamı , çocuğun anlamı olur çıkar&#8230;</p>
<p>Büyük sultanlardan , liderlerden seçeriz çoğu zaman çocuğumuzun ismini. Onun gibi yiğit, cesur olsun yada onun kadar güzel zeki olsun isteriz.</p>
<p>Bir çocuğa gösterilen bu özenin kat kat fazlası bir devlete de gösterilir , gösterilmelidir de !</p>
<p><span id="more-1563"></span></p>
<p>İstihbaratın ülkenin ayakta durmasını sağlayan temel yapı taşlarında olduğunu düşünürüm. Ve o istihbaratın nasıl yapıldığını yine ismi ile anlayabileceğimizi düşünürüm.</p>
<p>&#8220;İstihbarat&#8221; kelimesi Arapça kökenlidir. Yeni öğrenilen haber ve bilgi anlamına gelen &#8220;İstihbar&#8221; kelimesinden türemiştir. Bu kelime içinde yine Arapça kökenli olan &#8220;Haber&#8221; kelimesi temel oluşturmaktadır.</p>
<p>Arapça, kelimeler ve fiiller yeni kelimeler türetilmesine çok elverişlidir. Örneğin haber kelimesinden türemiş, ihbar, muhbir, muhaberat, bihaber gibi sözcükler bulunmaktadır. Burada ihbar kelimesi &#8220;ele verme&#8221; muhbir kelimesi de &#8220;ihbarcı&#8221; gibi, toplumsal alanda olumsuz çağrışımlar barındıran sözcüklerdir. Bu etimolojik yapının da işaret ettiği üzere, istihbarat kelimesi Türk halkı tarafından saygınlıkla karşılanmamıştır.</p>
<p>Öte yandan, İngilizce konuşan Anglosakson toplumlarda, istihbarat kelimesinin karşılığı intelligence kelimesidir: Örneğin ABD&#8217;de Central Intelligence Agency (CIA) İngiltere&#8217;de Military Intelligence (MI). Bu kelime zeka , akıl, bilgi, gibi anlamlara da gelmektedir. Bu ülkelerde, kelimenin etimolojisi ile ilişkili olarak istihbarat, entelektüel bir faaliyet olarak algılanır.</p>
<p>Rusya ve diğer bazı Slav kökenli ülkelerde, güvenlik kelimesi istihbarat faaliyetlerinde kilit kelimedir. Örneğin eski KGB örgütünün açılımı, &#8220;Devlet Güvenlik Komitesi&#8221; dir. Diğer eski Doğu bloğu ülkelerinde de, istihbarat kuruluşları adlandırılırken güvenlik sözü tercih edilmiştir. Bu tercihte hep dış tehlike veya tehdit psikolojisi etkili olmuştur.</p>
<p>Bu bilgiler ışığında son bir not daha aktarayım. Bugünkü istihbarat teşkilatımız MİT&#8217;in ilk adı MAH ( Milli Amele Hizmeti) dir. Yani daha Türkçe&#8217;si Milli Görev Teşkilatı&#8217;dır.</p>
<p>Bu yazıyla , ilgilenene çok detay ilgilenmeyene ilginç bir içerik sunduğumu sanıyorum.</p>
<address>(Kaynakça: Mit&#8217;in Gizli Tarihi - Tuncay Özkan)</address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/istihbarat-kelimesinin-etimolojisi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Moskof Cariye HÜRREM SULTAN- Demet Altınyeleklioğlu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/moskof-cariye-hurrem-sultan-demet-altinyeleklioglu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/moskof-cariye-hurrem-sultan-demet-altinyeleklioglu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 14:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hande</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[cariye]]></category>

		<category><![CDATA[Demet Altınyeleklioğlu]]></category>

		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>

		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[moskof]]></category>

		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[rus]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1561</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Hiç kuşkusuz ki Hürrem Sultan, Osmanlı Tarihinin en etkin kadın figürlerinden biridir. Bugüne kadar Hürrem Sultan&#8217;la ilgili olarak çizilen tasvirlerin, hatta oluşturulan yargıların çoğunluğu gaddar ve acımasız sıfatında yoğunlaştırılmıştır.
Benim kurgulamaya çalıştığım öyküde ise Hürrem, tüm kudretine, Osmanlı Sarayı&#8217;nı titreten tüm ihtişamına rağmen, ruhunda fırtınalar kopan tüm kadınlar gibi, geçmişi trajedilerle örülmüş korkuların pençesindedir. Kısa ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://img155.imageshack.us/img155/2388/hrremu.jpg" alt="" width="300" height="467" /></p>
<p>&#8220;Hiç kuşkusuz ki Hürrem Sultan, Osmanlı Tarihinin en etkin kadın figürlerinden biridir. Bugüne kadar Hürrem Sultan&#8217;la ilgili olarak çizilen tasvirlerin, hatta oluşturulan yargıların çoğunluğu gaddar ve acımasız sıfatında yoğunlaştırılmıştır.</p>
<p>Benim kurgulamaya çalıştığım öyküde ise Hürrem, tüm kudretine, Osmanlı Sarayı&#8217;nı titreten tüm ihtişamına rağmen, ruhunda fırtınalar kopan tüm kadınlar gibi, geçmişi trajedilerle örülmüş korkuların pençesindedir. Kısa ve mutlu bir çocukluğun ardından sonu gelmez travmalarla boğuşmak zorunda kalması, hayata karşı farklı biçimde yoğrulmasına sebep olur. Kaçırılır, satılır, dövülür, aşağılanır, tacize uğrar. Ama ezilmiş kadınların çoğunlukla seçtiği yol olan geride durmayı değil, mücadeleyi tercih eder. Yaşadığı acılar, intikam ve hırs güdülerini besler. Hayattan ve insanlardan öcünü alır. Çünkü daha taze bir fidanken kıymışlardır ona. Annesinden, ailesinden, yuvasından koparan gaddarlığa karşı, dantel gibi işlediği zekasıyla savaş açar Hürrem.</p>
<p>Hem güzel, hem de dünyayı titreten adamın sultanı olmak, hayranların yanında yılan kadar zehirli düşmanlar da yaratacaktır elbette. Kendisi ve çocuklarını bu düşmanlardan korumaksa ona düşmektedir. Ne pahasına olursa olsun.&#8221; - Demet Altınyeleklioğlu</p>
<p><span id="more-1561"></span></p>
<p>2009 yılında piyasaya sürülen Moskof Cariye Hürrem&#8217;in yazarı Demet Altınyeleklioğlu&#8217;nun Hürremle ilgili düşünceleri bu şekilde.Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen soluksuz okunacak derecede sürükleyici olan mükemmel bir tarihi roman. Tam 813 sayfa ama hiç anlamadan bitiveriyor. Bu soluksuz hikayenin bitmesine üzülüyorsunuz son sayfada.</p>
<p>Kitap elbetteki tarihi kaynaklara dayanılarak yazılmış olmasına rağmen, Hürrem&#8217;in hayatında önemli boşluklar mevcut. Yazarımız bu boşlukları bir kadına yaraşır şekilde kurgulayarak harika bir eser yaratmış. Kitaptan birkaç kesit sunarak devam edeyim:</p>
<p>&#8220;Bir atın terkisine atılıp, dağa kaldırıldığı gece sadece 8 yaşındaydı Aleksandra.O korkunç gece, köyünün ışıkları gözden kaybolurken, başını doğrultmaya çalışmış ve &#8220;beni unutmayın!&#8221; diye haykırmıştı. Ağzı paçavralarla doldurulduğu için duyulamamıştı bu yakarışı. Ama o geceden beri kendi çığlığını hala bütün hücrelerinde duyuyordu. &#8220;Beni unutmayın!&#8221;</p>
<p>Aslında onu kaçıran barbar, Aleksandra&#8217;nın şansıydı, ileride Taçam Babam diye hitap edeceği Tatar barbar erkek, yaptığından pişman olacak, onu sahiplenecek, hayatı boyunca onu koruyacaktı. Yine onu düşünerek, onun iyiliği için, Aleksandra&#8217;yı Kırım Hanı&#8217;na getirdi. Orada onunla yaşamaya başladı. Daha sonra ise hayat onu Osmanlı padişahı Süleyman&#8217;a gönderilen hediye paketiyle birlikte Osmanlı Sarayı&#8217;na, hareme cariye olarak sürükledi:</p>
<p>&#8220;Önünden arkasından Moskof denilmesi Aleksandra&#8217;yı asi yapmıştı. Dik kafalının tekiydi Rus kızı. En ufak bir olayda parlıyor, ortalığı birbirine katıyor, ne padişah dinliyordu ne Valide Sultan.</p>
<p>Bazı geceler, odasının önünden geçerken ağladığını duyardı Cafer. Ay ışığı odasına süzüldüğü gecelerde, anlamadığı dilde söylediği şarkıyı duyardı bir de. Hasret şarkısıydı söylediği. Belki yurdunu, köyünü özlerdi. Annesi babası düşerdi aklına. Kimbilir belki de artık çok uzaklarda kalan bir sevgiliye sesleniyordu.</p>
<p>Yine öyle bir gecede gözgöze gelmişlerdi. İkisi de birbirinin gözyaşlarını görmüştü, Cafer toparlanıp sessizce oradan uzaklaşmaya niyetlenirken, kız yeni öğrenmeye başladığı Türkçe ile &#8220;gitme&#8221; demişti. &#8220;Sen kim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Cafer&#8221;</p>
<p>&#8220;Aleksandra Lisowska ben.&#8221;</p>
<p>&#8220;Niye ağlıyorsun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ağlıyoğ işte. Ben söylemiyoğ&#8221;</p>
<p>Cafer gülmüştü.</p>
<p>Kız &#8220;R&#8221;leri söyleyemiyordu.Yıllarca da böyle oldu.Hatta şimdi bile Hürrem Sultan sinirlendiği zaman &#8216;R&#8217; ler &#8216;ğı&#8217; gibi çıkar, topuğunu yere vura vura bağırırdı. &#8220;Ağalağa söyleyin.. Em&#8230;em..ğimiz buduğ.&#8221;</p>
<p>Ama artık kimse gülemiyordu buna.</p>
<p>&#8220;Aslında hayat boyu unutması istenmişti ondan.İlk, Bahçesaray yakınlarındaki bir hanın, kırık dökük odasında Taçam Noyan söylemişti.</p>
<p>&#8220;Olanları unut küçük kız&#8221;</p>
<p>Sonra Kırım Sarayı&#8217;ndaki Mehmet Giray Han&#8217;ın annesi&#8230; &#8220;Olanları unut kızım.Her şey geride kaldı. Artık önüne bak.Gelecek senin.&#8221;</p>
<p>&#8220;Gelecek mi?&#8221; Aleksandra, ozaman bu sözcüğün anlamını bilmiyordu ki daha.Bir gelecek var mıydı?</p>
<p>Hareme geldiği günlerde saraydaki kızlar bile unutmasını istemişlerdi. &#8220;Aleksandra mı? Offf, ne zor isim bu. Unut gitsin. Adın Ruslana olsun senin&#8221;</p>
<p>Derken bir gün, haremdeki kadınlardan biri Ruslana&#8217;ya, &#8220;Kız, duydun mu konuşulanları?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Edepsizliğin sınırları aşmış güzelim. Yabancı saraylarında, Sultan Süleyman&#8217;ın Rus cariyesi madem hem bukadar güzel,hem bu kadar yırtıcı adı Roxelanne olmalıydı, diye alay ediyorlarmış.&#8221;</p>
<p>Böylece bir adı daha olmuştu.</p>
<p>Dedikoduyu anlatan kadının çıngıraklı kahkahası yeniden çınladı kulaklarında Hürrem&#8217;in.</p>
<p>Aleksandra&#8217;yı kimse hatırlamıyordu. Ruslana çabuk unutuldu.Çünkü Sultan Süleyman da &#8220;unut&#8221; demişti ona bir gün. Artık Aleksandra, Ruslana veya Roxelanne değildi.Hürrem&#8217;di artık. Padişah&#8217;ın biricik karısı Hürrem Sultan.</p>
<p>&#8220;Tüm yaşamı hayata tutunmaya uğraşmakla geçmişti.Hayatının bir yerinde unutuluvermişti.Unutmuşlardı onu.Kaybolmuştu.Hiç yaşamamış gibi. Bir kere daha unutulmak istemiyordu. Arkasında bir iz, bir isim bırakmak&#8230; İstediği buydu.Bir gün bu hayattan çekip gittiğinde kaybolmamak! Evet, tüm mesele buydu işte.</p>
<p>Sonunda sırrı çözmüştü Hürrem. Unutulmamak için güçlü olmak gerek.</p>
<p>&#8220;Ne yaptıysan bu uğurda yaptın&#8221;diye söylendi Hürrem. &#8220;Dün kim olduğunun ne önemi var? Bugün bir imparatoriçesin sen. Yarın da Osmanlı tahtına senin oğlun çıkacak. Ay ve güneş, yer ve gök, Muhammed ve İsa şahidimdir ki böyle olacak; yeminim var.&#8221;</p>
<p>Kimliksiz bir ECE&#8217;nin hikayesidir bu kitap. İnsanı o diyarlara, Hürrem&#8217;in iç dünyasına alıp götüren..</p>
<p>Hayatı ince oyalarla işli, keskin zeka ürünü olaylarla kaplı, sonu ise ibretliktir. Tarihe geçen bu kadının derinlerindekini keşfetme yolculuğuna çıkmanın zamanıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/moskof-cariye-hurrem-sultan-demet-altinyeleklioglu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Muhibbiler Blog Kitap Ayraçları İkinci Seri Çıktı !</title>
		<link>http://muhibbiler.com/muhibbiler-blog-kitap-ayraclari-ikinci-seri-cikti</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/muhibbiler-blog-kitap-ayraclari-ikinci-seri-cikti#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 13:53:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhibbiler]]></category>

		<category><![CDATA[kitap ayracı]]></category>

		<category><![CDATA[kitap ayraçları]]></category>

		<category><![CDATA[muhibbiler kitap ayraçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1558</guid>
		<description><![CDATA[
Tam bir yıl önce bu zamanlar Muhibbiler Blog kitap ayraçlarının birinci serisini bastırmıştık. Bu ayraçları bastırırken nostaljik bir hedef belirlemiştim. Nasıl ki seneler önce pul koleksiyonu vardıysa, Muhibbiler Blog kitap ayraçları da onlar gibi sınırlı sayıda üretilip hatıra olarak saklanası eserler olmasını arzulamıştım.
Birinci serinin dağıtımında çok büyük talep gördük. Daha on beş , yirmi gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i35.tinypic.com/10eefwz.jpg" alt="" width="354" height="719" /></p>
<p>Tam bir yıl önce bu zamanlar <a href="http://muhibbiler.com/kagitlara-tutkumuz-ve-muhibbiler-kitap-ayraclari" target="_blank">Muhibbiler Blog kitap ayraçlarının birinci serisini bastırmıştık.</a> Bu ayraçları bastırırken nostaljik bir hedef belirlemiştim. Nasıl ki seneler önce pul koleksiyonu vardıysa, Muhibbiler Blog kitap ayraçları da onlar gibi sınırlı sayıda üretilip hatıra olarak saklanası eserler olmasını arzulamıştım.</p>
<p>Birinci serinin dağıtımında çok büyük talep gördük. Daha on beş , yirmi gün olmuştu ki çok büyük çoğunluğunu tüketmiştik. Şimdi yine aynı ilgiyi görmeyi arzuluyoruz ve bu sefer İzmir dışındaki takipçilerimize de ulaşmayı hedefliyoruz.</p>
<p>Twitter hesaplarımızdan takip edenlerimize , Facebook sayfamızdan takip edenlerimize ve Blogumuzdan takip edenlerimize çeşitli imkanlarla bu ayraçları paylaşmayı düşünüyoruz. Bu dağıtımlar bu kanallardan çeşitli zamanlarda duyurulacaktır.</p>
<p>Bu ayraçların onlarca yıl basılıp aynı ilgiyi görmesi dileğiyle&#8230; =)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/pages/Muhibbiler-Blog/161549186594" target="_blank">Facebook Sayfamız İçin Tıklayın</a></p>
<p><a href="http://www.twitter.com/cihancavusoglu" target="_blank">Cihan&#8217;ın Twitter Hesabı İçin Tıklayın</a></p>
<p><a href="http://www.twitter.com/handeloji" target="_blank">Hande&#8217;nin Twitter Hesabı İçin Tıklayın</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/muhibbiler-blog-kitap-ayraclari-ikinci-seri-cikti/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zülfü Livaneli&#8217;nin Veda Filmine Yorumum</title>
		<link>http://muhibbiler.com/zulfu-livanelinin-veda-filmine-yorumum</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/zulfu-livanelinin-veda-filmine-yorumum#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 16:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhibbiler]]></category>

		<category><![CDATA[iki aşk arasında atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>

		<category><![CDATA[veda]]></category>

		<category><![CDATA[Veda Filmi Yorumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1549</guid>
		<description><![CDATA[
Zülfü Livaneli&#8217;nin Veda filmi 26 Şubat 2010&#8242;da gösterime girdi. O tarihte askerde olduğum için izleyemediğim bu filmi dün izleme imkanı buldum. Filmin gösterime girdiği tarihler gazetelerin köşe yazılarında okuduklarım genellikle olumlu yöndeydi. Veda&#8217;yı bir çok köşe yazarı Can Dündar&#8217;ın iki sene önce yaptığı Mustafa filmiyle kıyaslıyor ve ona göre çok daha başarılı Mustafa Kemal filmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://i35.tinypic.com/xbej52.jpg" alt="" width="487" height="192" /></p>
<p>Zülfü Livaneli&#8217;nin Veda filmi 26 Şubat 2010&#8242;da gösterime girdi. O tarihte askerde olduğum için izleyemediğim bu filmi dün izleme imkanı buldum. Filmin gösterime girdiği tarihler gazetelerin köşe yazılarında okuduklarım genellikle olumlu yöndeydi. Veda&#8217;yı bir çok köşe yazarı Can Dündar&#8217;ın iki sene önce yaptığı Mustafa filmiyle kıyaslıyor ve ona göre çok daha başarılı Mustafa Kemal filmi olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Dün izleme fırsatı bulduğum bu film sonrası benimde aklıma &#8220;Mustafa&#8221; filmi için yazdığım yazı geldi. O dönemde birçok insanın yerden yere vurmasına rağmen filmi beğenmiştim. Ancak o filmde öyle kareler vardı ki günümüz Türkiye&#8217;sinde o kareleri paylaşmanın çok doğru olmadığını düşünmüştüm.</p>
<p>Veda ise çok daha başka , belki daha etkileyici bir film. En başta belgesel değil sinema filmi. Sadece bu yönüyle Mustafa&#8217;nın olumsuzluklarını yaşamayacağı belliydi. Bir filmi yazarsınız; oysa belgeseli derlersiniz !</p>
<p>Veda Atatürk&#8217;ün Başyaveri Salih Bozok&#8217;un ağzından oynuyor. Bu filmi izleyene kadar Salih Bozok ve Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün çocukluk arkadaşı olduğunu bilmiyordum. Filmin sonralarına doğru bir karede Salih Bozok&#8217;a Mustafa Kemal&#8217;in doktoru &#8220;onunla çocukluğunuzdan bu yana berabersiniz hiç kıskanmadınız mı?&#8221; diye soruyor. Salih Bozok &#8220;Ağrı Dağı&#8217;nı kıskanabilir misiniz? İşte o öyle bir şeydir&#8221; diyor.</p>
<p><span id="more-1549"></span></p>
<p><object width="400" height="225" data="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9078527&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=1&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9078527&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=1&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/9078527">Veda Film Resmi Uzun Fragman [HD]</a> from <a href="http://vimeo.com/vedafilm">Veda Film</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>Veda&#8217;yı etkileyici kılan en büyük özelliği Mustafa Kemal&#8217;i aşk üzerinden anlatmasıdır bence. Zira iki kadın vardır hayatında ve Fikriye Anadolu&#8217;nun direnişini , kurtuluş mücadelesini simgelerken , Latife devrim sürecini ve batı ideallerini simgelemektedir. Bu simgelemeyi filmi izlerken gözlemledim ve Mustafa Kemal&#8217;in bu iki aşkı arasındaki mücadelesini de tıpkı toplumu için batı değerleri olan operayı baleyi gösterirken gönlünün bir harmandalı ezgisine titremesine benzettim.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://i33.tinypic.com/2lc5sti.jpg" alt="" width="144" height="204" /></p>
<p>Mustafa Kemal modern toplum için model olmayı düşledi ve Latife Hanım&#8217;la evlendi ancak huzuru ve mutluluğu Fikriye&#8217;de görmüştü. Latife ve Fikriye ile Mustafa Kemal&#8217;in ilişkileri yine Salih Bozok&#8217;un anılarından bir kitapta toplanmıştı. &#8220;İki Aşk Arasında Atatürk&#8221; isimli bu kitap İsmet Bozdağ tarafından yazılmış. İki üç yıl kadar önce bende okumuştum bu kitabı. Eğer Veda filminden etkilendiyseniz bu kitabı da mutlaka seveceksinizdir.</p>
<p>Çocukluğu, gençliğine benzer filmlere nazaran daha uzun yer verilmiş olması da Veda&#8217;nın olumlu yanlarından. Mücadeleci, inatçı ve dik duruşu çok başarılı yansıtılmış.</p>
<p>Filmin gösterime girmesi ardından Kanal D&#8217;de ki Şeffaf Oda programına konuk olan Livaneli neden hiç olumsuz yanını göstermediniz diyen olduğunu söylüyor ve dünyanın saygı gösterdiği bu eşşiz devrimcinin toplumumuz tarafından özellikle son zamanlar da acaba nasıl yıpratırız çabası olduğunu belirtiyor. Yaptıklarının hayalini dahi kuramayanlar gölgesiyle mücadeleye devam ediyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/zulfu-livanelinin-veda-filmine-yorumum/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çıplak Ayaklı Gece (Ahmet Ümit) Kitap Yorumum</title>
		<link>http://muhibbiler.com/ciplak-ayakli-gece-ahmet-umit-kitap-yorumum</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/ciplak-ayakli-gece-ahmet-umit-kitap-yorumum#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[ahmet ümit]]></category>

		<category><![CDATA[Çıplak Ayaklı Gece]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1542</guid>
		<description><![CDATA[
Arka kapak yazısı:
Ülkenin en kararlı , en özverili , en iyimser çocukları . Sert , acımasız , zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar , ihanetler , acılar ve aşkla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karanlık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler.
&#8220;Çıplak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://i35.tinypic.com/67l0m9.jpg" alt="" width="270" height="443" /></p>
<p>Arka kapak yazısı:</p>
<p>Ülkenin en kararlı , en özverili , en iyimser çocukları . Sert , acımasız , zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar , ihanetler , acılar ve aşkla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karanlık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler.</p>
<p>&#8220;Çıplak Ayaklı Gece&#8221; 12 Eylül darbesi sonrasında ki insan psikolojilerinden kesitler sunuyor. Dokuz gerçek yaşamdan alınma öyküden oluşan kitap, 1992 yılında basılmış. Ahmet Ümit&#8217;in ilk eserlerinden biri. Özgürlük için mücadele eden solcu bir yazarın notları da denebilir bu kitap için .</p>
<p>Kitapta en etkileyici öykü &#8220;Pezevenk&#8221; isimli olanı. Sol bir örgütte bulunan Orhan&#8217;ın yaşadığı pişmanlığı , yorgunluğu , hayal kırıklıklarını anlatıyor. Örgüt içinde bir polis olduğuna dair gelen ihbarla her şeyden şüphelenmeye başlayan Orhan&#8217;ın iki gününe şahit oluyoruz bu öyküde. Evine döndüğünde ateşler içinde yanan çocuğuna bakarak her an tutuklanma korkusunu yaşıyor. Cam önünden dışarı bakarken ya şimdi gelirlerse , ya beni götürürlerse Emine ne ile yaşarı düşünüyor ? İç dünyasında yaşadığı çelişkiler insan ruhunun gizemli yanlarını sunuyor.</p>
<p>(Orhan&#8217;ın tüm gün sokakta duran birinin onu izlediği şüphesini yaşadığı günün gecesinde eşiyle yaşadığı yakınlaşması anında hissettiklerinden bir alıntı)</p>
<p><span id="more-1542"></span></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;&#8230;Ama bir şey tutuyor beni. Başımı çevirince kocaman bir yengecin kahverengi kıskaçlarıyla belimden yakalamış olduğunu görüyorum. İğrenç ağzını açarak, &#8220;Emine&#8217;ye tecavüz edecekler biliyorsun, değil mi?&#8221; diyor. Rüya bitiyor. Az önceki geceye, karanlık odamıza dönüyorum. Terli bedenlerimiz yapış yapış. Emine &#8220;Ne oldu?&#8221; diye soruyor. &#8220;Hiç&#8221; diyorum ve yana dönüyorum. Yeniden sarılarak beni kendine çekiyor ama faydasız&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>Yine ilerleyen bölümlerde bir başka öykü de (Gökyüzünde Yıldız Olmak) ölümü gökyüzünde yıldız olmak olarak anlatıyor Bolşevik Rasim Amca. Şöyle diyor sayfa 86 da:</p>
<blockquote><p>&#8220;Derler ki: Emekle, bilgiyle , sevgiyle yaratılmış ne varsa, tümünde onların düşünce aydınlığı, alın teri , kanı vardır. Yine derler ki: Bizi mutluluğa götürecek yolu ısıtan yürüklerdeki ateş solmaya başlayınca, onlar mum gibi eriyip tükenmez, gökyüzüne çekilip sevgili dünyalarını oradan aydınlatmaya devam ederlermiş. Sen çırılçıplak bir gecede başını gökyüzüne çevirip de yeni yeni yıldızlar görürsen, bil ki onlar insanlar için kendilerini yakmış olan canlardır.&#8221;</p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/pages/Muhibbiler-Blog/161549186594" target="_blank">Facebook sayfamızda</a> kitabı okurken paylaştığım notlar vardı . Onlardan biri &#8220;Ay Işığında Klarnet Taksimi&#8221; isimli öykünün hemen başında da şu dizelerdi:</p>
<p>‎<strong>&#8220;İnsan yaşadığı yere benzer</strong></p>
<p><strong>O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer&#8230;</strong></p>
<p><strong>Suyunda yüzen balığa</strong></p>
<p><strong>Toprağını iten çiçeğe,</strong></p>
<p><strong>Dağlarının tepelerinin dumanlı eğilimine&#8221; (Edip Cansever)</strong></p>
<p>Çıplak ayaklı gece küçük öykülerle devrim mücadelesi vermiş yüreklerin acılarını, pişmanlıklarını paylaşmaya çalışan bir kitap. Bilinen Ahmet Ümit eserlerinden farklı tatta. Üstadın okunmayan kitabını bırakmama çabam sürüyor =)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/ciplak-ayakli-gece-ahmet-umit-kitap-yorumum/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hürriyet Bumerang&#8217;ın Seçtiği 14 Siteden Biri Biziz!</title>
		<link>http://muhibbiler.com/hurriyet-bumerangin-sectigi-14-siteden-biri-biziz</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/hurriyet-bumerangin-sectigi-14-siteden-biri-biziz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 17:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhibbiler]]></category>

		<category><![CDATA[Bumerang]]></category>

		<category><![CDATA[ödül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1538</guid>
		<description><![CDATA[
Tıpkı 13 Kasım 2009 günü Bloxoo&#8217;da (Bloxoo.com) günün blogu seçilmemiz gibi bir haberimiz var. Hürriyet gazetesinin link paylaşımı üzerine var olan bir sistemi vardı. Bumerang denilen bu sistem şu sıralar güncellemeye gitti ve yeni özellikler kazanmaya başladı.
Geçenlerde bu konuyla ilgili olarak bir e-mail aldık. O mail şöyleydi:
&#8220;&#8230;.Yeni Bumerang daha fazla reklam gösterimi , daha fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i34.tinypic.com/33w5qj5.jpg" alt="" width="544" height="407" /></p>
<p>Tıpkı 13 Kasım 2009 günü Bloxoo&#8217;da (Bloxoo.com) günün blogu seçilmemiz gibi bir haberimiz var. Hürriyet gazetesinin link paylaşımı üzerine var olan bir sistemi vardı. Bumerang denilen bu sistem şu sıralar güncellemeye gitti ve yeni özellikler kazanmaya başladı.</p>
<p>Geçenlerde bu konuyla ilgili olarak bir e-mail aldık. O mail şöyleydi:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;.Yeni Bumerang daha fazla reklam gösterimi , daha fazla trafik ve okuyucu , ayrıca Bumerang kullanıcılarına özel birçok avantajlı teklif bulacaksınız.</p>
<p>Yapılan değerlendirmeler sonucunda siteniz <span style="color: #ff0000;"><strong>http://muhibbiler.com</strong></span> Bumerang ana sayfasında yer almaya hak kazanmıştır&#8230;.&#8221;</p></blockquote>
<p><span id="more-1538"></span></p>
<p>Bugün o sayfada yerimizi aldık. Bir söz vardır &#8220;Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir&#8221; diye. Emek verip ürettiğinizin ilgi görmesi , değer görmesi mutluluk veriyor.</p>
<p>Muhibbiler&#8217;in takdir görmesinin altında yatan sebep büyük olasılıkla ona yüklediğimiz sakinliktir. Türkiye gündemi ne olursa olsun elimizden geldiğince , ona esir olmadan yazmaya çabalıyoruz . Bir kitaptan , bir filmden bahsediyoruz ama siyasi çatışmalardan bahsetmiyoruz. Güzel olanı , birleştirici olanı anlatıyoruz .</p>
<p>Belki bu sakinlik etkin bir blog olmamızı engelliyor; kampanyalar yapan , yazdıkları yorumlara boğulan blog olmamızı sağlamıyor ancak bir ansiklopedi misali içerik dolu olup damlaya damlaya birikmekte takdir topluyormuş işte =) <strong><span style="color: #ff0000;">Ne mutlu bize ki seçilen 14 site arasına girmişiz =)</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/hurriyet-bumerangin-sectigi-14-siteden-biri-biziz/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kısa Kısa ve Kokoloji</title>
		<link>http://muhibbiler.com/kisa-kisa-ve-kokoloji</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/kisa-kisa-ve-kokoloji#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 12:42:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Kokoloji]]></category>

		<category><![CDATA[RenkAhenk Topluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1528</guid>
		<description><![CDATA[
Malum havalar sıcak, insanın canı ver kolayı karpuzu, uzan ilk bulduğun serin yerde diyor. Bu yüzden olsa gerek uzun uzun Muhibbiler&#8217;e yazmaktansa,  Twitter&#8217;a takılıyorum . Kısa ve basit cümleler kuruluyor , yeni kişiler tanıyor , yeni haberleri duyuyorsunuz. Olurda merak eder takibe takılmak isterseniz beklerim. (Hande&#8217;nin Twitter&#8217;ı için buraya tıklayın)
Birde RenkAhenk var halen paylaşmadığım; kısaca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i26.tinypic.com/qyg7jc.jpg" alt="" width="330" height="399" /></p>
<p>Malum havalar sıcak, insanın canı ver kolayı karpuzu, uzan ilk bulduğun serin yerde diyor. Bu yüzden olsa gerek uzun uzun Muhibbiler&#8217;e yazmaktansa,  Twitter&#8217;a takılıyorum . Kısa ve basit cümleler kuruluyor , yeni kişiler tanıyor , yeni haberleri duyuyorsunuz. Olurda merak eder <a href="http://twitter.com/cihancavusoglu" target="_blank">takibe takılmak isterseniz beklerim</a>. (Hande&#8217;nin Twitter&#8217;ı için <a href="http://twitter.com/handeloji" target="_blank">buraya tıklayın</a>)</p>
<p>Birde RenkAhenk var halen paylaşmadığım; kısaca bahsetmeli ondanda&#8230; RenkAhenk bir topluluktur ve her buluşmasında paylaşımın , sohbetin olduğu , öğrenilenlerin paylaşıldığı bir ekiptir. Daha çok referansla genişleyen RenkAhenk&#8217;i ekip blogunda da tanıyabilirsiniz&#8230; (<a href="http://renkahenktoplulugu.blogspot.com" target="_blank">renkahenktoplulugu.blogspot.com</a>)</p>
<p>Son notumda <a href="http://cihancavusoglu.blogspot.com" target="_blank">Cihancavusoglu.blogspot.com</a> için. 1-1,5 yıldır atıl olarak duruyordu blog; şu sıralar birkaç yazı paylaştım ve CV mi ekledim. Malum iş arıyorum . İlerleyen dönemler pazarlama ve kişisel gelişi konularındaki paylaşımları arttırmayı düşünüyorum; bakalım&#8230;</p>
<p><span id="more-1528"></span></p>
<p><img class="alignright" src="http://img.blogcu.com/uploads/istanbulstil_kokoloji.jpg" alt="" width="203" height="286" /></p>
<p>Birde ilginç bir kitap bilgisi vereyim. İnternette araştırma yaptım hakkında çok şey yazılıp çizilmiş, yeni bir şey söyleme imkanım yok ama duyurmalı dedim. &#8220;Kokoloji&#8221; isimli bir kitap var, Japon&#8217;da 4 milyon adet sattı diyor kapağında. Küçük küçük hikayeler var ve her hikaye sonunda sorular sorup yanıtlamanızı istiyor. Yanıtlarda doğru yanlış yok. Kendinizce yanıtlıyorsunuz ve karakter analizinizi yapıyorsunuz. Eğlenceli bir kitap ,hele ki yaz akşamları arkadaşlarınıza oturmuş eğlenecek bir şeyler arıyorsanız ,çok fazla geyik muhabbeti çıkabilir =)</p>
<p>Örnek bir hikaye verelim:</p>
<blockquote><p>&#8220;Masanızın üstü bitmemiş işlerle dolu. İş arkadaşlarınız çoktan evlerine gitmiş. Saate bakıyorsunuz. İşleriniz hiç bitmeyecek diye mi düşünüyorsunuz? Ya da profesör dünyanın en sıkıcı konusu hakkında üç saatlik derste konuşmasını sürdürüyor. Defterinizde karalama yapmak için hiç boş yer kalmadı. Ve dersin sadece yarım saati geçti. Beklemek kimi zaman herhangi bir anlık acıdan çok daha özel bir tür işkencedir. Can sıkıntısı ve bunalma bir araya geldiğinde en sağlam insanı bile paniğe uğratabilir.</p>
<p>1. Hiç sonu yokmuş gibi görünen ıssız ve geniş bir çölde bir deveye binmiş gidiyorsunuz. Yorgunluktan bitap düşene kadar deveyi sürdünüz. Sizi taşıyan deveye hangi sözcükleri söylersiniz?</p>
<p>2. Tam susuzluktan öleceğinizi düşünürken çok güzel bir vaha göründü. Ama birisi sizden önce oraya varmış. Bu diğer yolcu kimdir? Tanıdığınız birinin adını veriniz.</p>
<p>3. Çölde zaman çok yavaş geçiyor ve uzaktan bir kasabanın ışıkları görünene kadar sanki asırlar geçti. Nihayet varacağınız yere geldiniz. Yolculuğunuzun sonuna geldiğinizde neler hissediyorsunuz?</p>
<p>4. Uzun zamandır üzerinde ilerlediğiniz deveyle ayrılma zamanı geldi. Deveden inerken yeni bir sürücü geliyor ve sizin kalktığınız eyere oturuyor. Yeni binici kim? Hayatınızdaki bir başka kişiyi seçiniz.</p>
<p>Anahtar:</p>
<p>Buradaki çöl ve deve teması kişisel bağımsızlık yolculuğunu sembolize eder. Bu senaryo sizin sevgilinizden ayrılmanız durumundaki duygularınızı açığa çıkarır. Cevaplarınız, yollarınızı ayırma vakti geldiğinde nasıl tepki vereceğinizi gösterir.</p>
<p>1. Deveye söylediğiniz sözcükler aşkın bittiğini fark ettiğinizde kendi kendinize söyleyebileceğiniz şeylerdir. Şöyle cesaret verici sözler mi söylediniz? &#8220;Bir şekilde başaracağız!&#8221; ya da &#8220;Merak etme, bu sonsuza kadar böyle gidemez.&#8221; Yoksa karamsar bir havanız mı vardı? &#8220;Kaybolduk, hiç umut yok, sanırım burada öleceğiz.&#8221;</p>
<p>2. Psikoloji terminolojisinde vaha, kişinin sorunlarını çözmesini sembolize eder. Burada karşılaştığınız kişi sizi rahatlatmış, size yardım etmiş ya da ileride ihtiyacınız olduğunda yardımını isteyebileceğiniz birisi olabilir.</p>
<p>3. Yolculuğun sonunda vardığınız kasaba kırık kalbiniz iyileştiğinde duygularınızın yeniden yola girmesini sembolize eder. Kasabaya vardığınızda hissettikleriniz biten aşkınız hakkındaki gerçek hislerinizdir.</p>
<p>4. Yeni binici sizin gizlice rekabet, kıskançlık hisleri beslediğiniz ya da için için kızdığınız birisidir. İsmini verdiğiniz bu kişi aşkta bir rakibiniz mi, yoksa bir zamanlar kalbinizi kırmış olan birisi mi?</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/kisa-kisa-ve-kokoloji/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Ümit İzmir&#8217;deydi-2010-</title>
		<link>http://muhibbiler.com/ahmet-umit-izmirdeydi-2010</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/ahmet-umit-izmirdeydi-2010#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 07:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>

		<category><![CDATA[ahmet ümit]]></category>

		<category><![CDATA[İmza Günü]]></category>

		<category><![CDATA[izmir]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1520</guid>
		<description><![CDATA[
Beyoğlu Rapsodisi - İnsan Ruhunun Haritası - Kar Kokusu - Kavim - Kukla - Ninatta&#8217;nın Bileziği - Patasana - Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - Babı Esrar - İstanbul Hatırası - Masal Masal İçinde
Bu 11 kitap Ahmet Ümit&#8217;in eserlerinden okumuş olduklarımın listesi. Şuan okunmak için sırada bekleyen iki eseri daha masamda (Çıplak Ayaklı Gece ve Aşk Köpekliktir) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i32.tinypic.com/294scyh.jpg" alt="" width="309" height="411" /></p>
<p>Beyoğlu Rapsodisi - İnsan Ruhunun Haritası - <a href="http://muhibbiler.com/kar-kokusu-ahmet-umit-kitap-yorumu" target="_blank"><strong>Kar Kokusu</strong></a> - Kavim - <a href="http://muhibbiler.com/ahmet-umit-kukla-kitabi-yorumum" target="_blank"><strong>Kukla</strong></a> - Ninatta&#8217;nın Bileziği - Patasana - Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - <strong><a href="http://muhibbiler.com/ahmet-umit-ve-bab-i-esrar" target="_blank">Babı Esrar</a></strong> - <strong><a href="http://muhibbiler.com/istanbul-hatirasi-kitabi-ahmet-umit-yorumlarim" target="_blank">İstanbul Hatırası</a></strong> - <strong><a href="http://muhibbiler.com/masal-masal-icinde-ahmet-umit" target="_blank">Masal Masal İçinde</a></strong></p>
<p>Bu 11 kitap Ahmet Ümit&#8217;in eserlerinden okumuş olduklarımın listesi. Şuan okunmak için sırada bekleyen iki eseri daha masamda (Çıplak Ayaklı Gece ve Aşk Köpekliktir) Pek yakında sıra onlara da gelecek.</p>
<p>Ne okul yaşantımda ne de üniversitede bir kişinin yayınladığı bu kadar eseri, bu kadar sayfayı okumuşluğum olmadı. Üstadın kalemine , düşüncesine doyamadan okudum her birini. Düşünce insanı olan &#8220;yazar&#8221; ı yakından görmek önemli olmamalı gibime geliyor hep; önemli olan onu kelimeleriyle anlamakmış gibi hissediyorum. Ancak diğer yandan da eserlerinde okuduğun her satırın sahibi olanı görmek , yüzyüze iki cümle kurmakta önemli bir tad. O tadı tadmak için 16 Temmuz Cuma günü İzmir Alsancak İletişim Kitapevindeydik.</p>
<p><span id="more-1520"></span><img class="alignright" src="http://i32.tinypic.com/33p7fpu.jpg" alt="" width="325" height="432" /></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/pages/Muhibbiler-Blog/161549186594" target="_blank">Muhibbiler Blog Facebook</a> grubundan da duyurusunu yapmıştık bu imza gününün.</p>
<p>Ondan bize heyecan ve mutluluk gelmişken elimiz boş gitmek olmaz diyip, bir hatıra götürdük üstadımıza. &#8220;Ahmet Bey şu an İstanbul Hatırası isimli kitabınız hakkında Google da yapılan bir çok aramada en üstlerde bulunuyoruz ve bir çok eserinizi okuyup paylaşıyoruz. Blogumuzun özel olarak hazırlanmış kitap ayraçlarından bir tane sizinle de paylaşmak istedik&#8221; dedik. Üstadımıza<strong><a href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=19&amp;ved=0CC4QFjAIOAo&amp;url=http%3A%2F%2Fmuhibbiler.com%2Fkagitlara-tutkumuz-ve-muhibbiler-kitap-ayraclari" target="_blank"> </a></strong>Hande ve benim fotoğraflarımın bulunduğu kitap ayraçlarından vermiş olmak güzel bir anı oldu. Tam da o anın fotoğrafı var =)</p>
<p><img class="alignleft" src="http://i25.tinypic.com/2dh5ru1.jpg" alt="" width="195" height="145" /></p>
<p>Sorduğumuz iki soru oldu. <a href="http://muhibbiler.com/ahmet-umit-izmirdeydi" target="_blank">Geçen yıl İzmir&#8217;e geldiğinde</a> Ergenekon konusundan yararlanarak bir roman yazabileceğini bahsetmişti, bunun zamanının gelip gelmediğini sorduk ve halen net bir durum bulunmadığını, bu konunun zaman gerektirdiğini bildirdi. Sıradaki eserin konusunu sorduk ,yanıt çok ciddiydi. &#8220;Daha önce açıkladım konum çalındı artık açıklamıyorum ancak sadece Osmanlı zamanında geçtiğini söyleyebilirim&#8221; dedi.</p>
<p>Merakla İstanbul Hatırası sonrasını da bekleyeceğiz =)</p>
<p>Birde üstadın bir videosu denk geldi. Hoş açıklamaları var aşka ve evliliğe dair dinleyiniz efendim =)</p>
<p><object width="480" height="360" data="http://www.dailymotion.com/swf/video/x9ynd8" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/x9ynd8" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/ahmet-umit-izmirdeydi-2010/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Hatırası Kitabı (Ahmet Ümit) Yorumlarım</title>
		<link>http://muhibbiler.com/istanbul-hatirasi-kitabi-ahmet-umit-yorumlarim</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/istanbul-hatirasi-kitabi-ahmet-umit-yorumlarim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 14:58:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[ahmet ümit]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[istanbul hatırası]]></category>

		<category><![CDATA[istanbul tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Yorumları]]></category>

		<category><![CDATA[mimar sinan ve mihrümah sultan]]></category>

		<category><![CDATA[Polisiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=1515</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Edebiyat var olalı beri, polisiye roman en önemli edebi türlerden biridir. Önemlidir, çünkü suçu anlatmaktadır. Suç tıpkı insan DNA&#8217;sı gibi birçok bilgiyi içinde barındırır. İşlenen bir suçu inceleyerek yaşadığımız çağı, insanı ve toplumu anlatabilirsiniz.&#8221; (Ahmet Ümit)
Sarayburnu&#8217;nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset. Avuçlarında antik bir para&#8230;Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft" src="http://i31.tinypic.com/2q2o6eu.jpg" alt="" width="300" height="516" />&#8220;Edebiyat var olalı beri, polisiye roman en önemli edebi türlerden biridir. Önemlidir, çünkü suçu anlatmaktadır. Suç tıpkı insan DNA&#8217;sı gibi birçok bilgiyi içinde barındırır. İşlenen bir suçu inceleyerek yaşadığımız çağı, <span style="color: #ff0000;">insanı ve toplumu</span> anlatabilirsiniz.&#8221;</strong> (Ahmet Ümit)</p>
<p><em>Sarayburnu&#8217;nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset. Avuçlarında antik bir para&#8230;Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke&#8230;</em></p>
<p><em>Yedi Kurban</em></p>
<p><em>Yedi Hükümdar</em></p>
<p><em>Yedi Sikke</em></p>
<p><em>Yedi Kadim Mekan</em></p>
<p><em>Ve tek bir gerçek: &#8220;Bu şehrin gizemli tarihi&#8221;</em></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><em>&amp;</em></strong></span></p>
<p>Her kitabında farklı çevreleri ve anlatan Ahmet Ümit kimi zaman MİT elemanlarını, kimi zaman Moskova&#8217;da eğitim gören eski komünist parti üyelerini, kimi zaman arkeologlar ve bu bağlamda bir Hitit kent devletinin binlerce yıl önce yaşamış bir üst görevlisini, kimi zaman basın mensuplarını, kimi zaman Mevlana ve çevresini yada çoğu zaman İstanbul Emniyeti&#8217;nde görevli bir başkomiser ve yardımcılarını zihninizin en derin yerine yazılacak kadar etkili şekilde hayatınıza sokabilir.</p>
<p>Ahmet Ümit&#8217;le ilgili yazılarımın hepsinde, üstünde durduğum bir husus var; <span style="color: #ff0000;"><strong>üstad okuyucusuna değer veren bir yazardır</strong></span> diyorum. Edebiyatın, tarihin en etkileyicisini onun eserlerinde hissedebilirsiniz. Asla unutamayacağınız sarsılmaları onun satırlarında hissedebilirsiniz . Radikal gazetesinin kitap ekinde şöyle anlattılar üstadın son eserini:</p>
<p><span id="more-1515"></span></p>
<blockquote><p>&#8220;İstanbul Hatırası bir Başkomiser Nevzat öyküsü ve onun ağzından anlatılıyor. Başkomiser Nevzat&#8217;ı önce Agatha&#8217;nın Anahtarı ve Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı polisiye öykü kitaplarında tanımıştık, sonra da Kavim romanının kahramanı olarak karşımıza çıkmıştı. Kahramanımız iyi bir polistir, karısı ve kızını kendine dönük olarak tertiplenen bir bombalama olayında kaybetmiş, bütün çabasına karşın bu olayın suçlularını yakalayamamıştır. Bu büyük travmaya karşın yine mesleğini sürdürmüştür ancak &#8220;suçu önlemek için suçluyu yakalamanın, adaleti sağlamak için yasayı uygulamanın hiçbir işe yaramadığını karşılaştığı yüzlerce olayda birebir yaşayarak öğrenmiş&#8221;tir. Bundan dolayıdır ki &#8220;İnsan denen bu tuhaf yaratığı kötülükten uzak tutacak ne bir güç ne bir yasanın olmadığının&#8221; farkındadır.</p>
<p>Ancak İstanbul Hatırası&#8217;nda öykünün başkahramanı Başkomiser Nevzat değildir, bizzat İstanbul daha doğrusu Suriçi eski İstanbul&#8217;dur. Yazarımız Beyoğlu Rapsodisi adlı yapıtında Beyoğlu semtini öykünün kahramanlarından biri yapmıştı ama bu yapıtında durum farklıdır. Bu son yapıtında Suriçi İstanbul&#8217;u kahramanlardan biri değil öykünün asıl başkahramanıdır ve romanın edebi lezzeti de burada belirginleşir. Kitap İstanbul için bir mersiyedir; ilginç polisiye kurgu içinde gizemin çözülmesinden daha etkin olan öğe İstanbul&#8217;a yakılan ağıttır. Bu görkemli kentin bugünkü sahipleri olarak ona nasıl yabancı kaldığımız, vurdumduymazlığımız. Onu nasıl gerekli şekliyle değerlendiremediğimiz, ona nasıl ihanet ettiğimiz bir şamar gibi okuyucunun suratına vurulmaktadır. İstanbul&#8217;da yaşayıp İstanbul cahili olanlara açık bir isyandır.&#8221;</p></blockquote>
<p><img class="aligncenter" src="http://i26.tinypic.com/9izhia.jpg" alt="" width="435" height="288" /></p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Bu açık isyanın ispatı olarak İstanbul Hatırası isimli eserin 546 sayfasından bir not :</strong></span></p>
<p>&#8220;Cesetlerin yanına sikke koyduğumuzu biliyorsun değil mi ?&#8221; Duraksadı. &#8220;Sana tüyo falan vermek istediğimizden değil&#8230; Cinayetleri yazacak gazetecilere bu şehrin muhteşem tarihini hatırlatmak için. İstanbul&#8217;da yaşayan vefasızlar sürüsü, hiç değilse gazetedeki yazılanları yaşadıkların yerin tarihini öğrensinler diye&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu sözleri kitapta dile getiren katil olsa da, aslında bu sözler Ahmet Ümit&#8217;in Kültür Başkenti (!) İstanbul&#8217;un sakinlerine isyanıdır. Zira romanın yayınlanmasından yakın bir süre sonra kitapta anlatılan yerlere ,Ahmet Ümit nezaretinde gerçekleştirilen İstanbul Turunda &#8220;o cinayetlerin hepsini ben işledim&#8221; diyerek bağıran yazar bunu demeye çalışmaktaydı.</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Artık gece başımı yastığa koyduğumda rahat uyuyorum. Çünkü İstanbul adına bir şey yaptım&#8221; (Ahmet Ümit)</strong></p></blockquote>
<h2><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu kitabı okurken edebi tadın yanında neler öğreneceksiniz ?</strong></span></h2>
<p>Bütün büyük isimlerin aynı zamanda elleri kanlı insanlar olduğunu. Büyük Konstantin kendi elleriyle karısını öldürdüğünü, Fatih kendi kardeşlerinin ölümüne neden olmuş olduğunu, Hürrem Sultan&#8217;ın kışkırtması ile Kanuni en yakın dostu, eniştesi İbrahim Paşa&#8217;yı öldürdüğünü&#8230; Mesela Mimar Sinan Kılıç Ali Paşa Camii&#8217;ni yaparken orada Don Kişot&#8217;un yazarı Cervantes&#8217;in işçi olarak çalıştığını öğreneceksiniz. Fatih Sultan Mehmet, Fatih Camii&#8217;ni beğenmemiş ve camiyi yapan Mimar Atik Sinan&#8217;ın elinin uzun olduğunu, inşaattan çaldığını düşününce onun ellerini kestirmiş. Sonra da öldürtmüş. Hem çok acı olaylar hem de çok güzel bilgiler var.</p>
<blockquote><p><em><strong>&#8220;İstanbul Hatırası&#8221;nın basımının şehrin Avrupa Kültür Başkenti ilan edildiği 2010&#8242;a denk gelmesi tesadüf mü?</strong></em><br />
Biraz tesadüf; biraz da sıktım kendimi, yetiştirdim. Çünkü 2010&#8242;la ilgili hiçbir şey yapmadılar. 2010 bir fiyaskodur! Kitabı yazarken çok yoğun bir şekilde gezdim. Fatih Camii&#8217;ne, Süleymaniye&#8217;ye, Yavuz Selim&#8217;e giremiyorum, çünkü restorasyon devam ediyor. Bu nasıl 2010? Ayrıca 2010&#8242;a ihtiyacı da yok İstanbul&#8217;un. Biz Hititliyiz, Romalıyız&#8230; Ama ne oluyor, Türk ve Müslüman olmayan uygarlıkları saymıyoruz. Sana 200 odalık bir şato veriyorlar, diyorsun ki &#8220;Yalnız bir odasında kalırım&#8221;. Aptal mısın sen? (Milliyet-Ahmet Ümit)</p></blockquote>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Sayfa 504 Mimar Sinan ve Mihrümah Sultan&#8217;a Aşkı</strong></span></p>
<p>Kimileri Mimar Sinan&#8217;ın içerde babasının (Kanuni Sultan Süleyman)yanında yatan Mihrümah Sultan&#8217;a aşık olduğunu söyler. Ama bir mimar parçasının <img class="alignright" src="http://i25.tinypic.com/33lftdj.jpg" alt="" width="357" height="422" />sultan kızına gönül kaptırması olacak iş değilmiş. Zavallı mimar da aşkını kalbine gömmüş , içinde yanan bu gizli ateşi kimseye belli etmemeye çalışmış. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman çok sevdiği kızını Rüstem Paşa adında biriyle evlendirmiş. Başına devlet kuşu konan adam, bir anda saltanatın önemli bir sadrazamı olup çıkıvermiş. Ama sadrazam olunca da işleri artmış tabii. O işlerin çokluğundan adamcağız karısına nasıl vakit ayırsın ? Hadi o vakit ayıramıyor, Mihrümah Sultanda kocasında kime dert yansın ? Çaresiz kalan Mihrümah Sultan kendini hayır işlerine adamış. Kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmış, yoksullara yardım etmiş, şehrin imarı için çaba harcamış. İşte içindeki aşkı dillendirme fırsatını o zaman yakalamış Mimar Sinan. Çünkü Mihrümah Sultan ondan bir camii yapmasını istemiş. Ve Sinan büyük maharetini göstererek, Üsküdar iskelesinin karşısındaki camiyi yapmış ama bu yetmemiş, ikinci bir cami daha istemiş Sultan. Bunun üzerine Sinan ikinci Mihrümah Sultan camiini Edirnekapı&#8217;ya   yapmış. Ama bu iki camiinin Mihrümah Sultan&#8217;ın ismine gönderme yapan bir özelliği varmış. &#8220;Mihr&#8221; güneş demekmiş, &#8220;mah&#8221; ise ay , yani sultanın ismi güneş ve aymış. Sinan güneş&#8217;in battığı yere bir camii, ayın doğduğu yere bir başka camii yaparak sultana olan sevgisini en anlamlı biçimde dile getirmiş. Ve Mihrümah Sultan yılda bir kez, günbatımında Edirnekapı&#8217;daki caminin minaresinin arkasında güneş batarken Üsküdar&#8217;daki caminin minarelerinin arasından doğan ayı izlermiş&#8230;.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Son sayfalar (559-560 ve kapaktan)</strong></span></p>
<p><img class="alignleft" src="http://i32.tinypic.com/ej6dj4.jpg" alt="" width="287" height="432" />İstanbul&#8217;a bakıyorduk denizden&#8230; Doğanın yarattığı şiire&#8230; Günümüz insanının yarattığı garabete&#8230; Gökdelenlere bakıyorduk, şehrin kalbine çakılmış beton hançerler gibi hayasızca karşımızda dikilen&#8230; Köprülere bakıyorduk, denizin bileklerine bukağı gibi geçirilen&#8230; Boş alanlara bakıyorduk, her saat, her dakika, her an adım adım küçülen&#8230; Ormanlara bakıyorduk, ağaç ağaç, çalı çalı, çiçek çiçek talan edilen&#8230; İnsanlara bakıyorduk, fedakarlığını yitirmiş, sevincini yitirmiş, sevgisini yitirmiş, umudunu yitirmiş, onurunu yitirmiş&#8230; Kendini yitirmiş&#8230; Zavallı bir topluluk, başarıyı mutluluk zanneden&#8230;<br />
İstanbul&#8217;a bakıyorduk denizden&#8230; Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk&#8230; Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa&#8230; Elimizden alınan hayata bakıyorduk&#8230; Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına&#8230; Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize&#8230; Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip, yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize&#8230; Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk&#8230;<br />
İstanbul&#8217;a bakıyorduk denizden. Kral Byzas&#8217;ın efsanevi ülkesine, Konstantin&#8217;in imparatorluk başkentine, II. Teodosius&#8217;un taştan bir gerdanlığı andıran surlarına, Jüstinyen&#8217;in benzersiz Ayasofya&#8217;sına, Fatih&#8217;in cihanı yönettiği Topkapı Sarayı&#8217;na, Kanuni&#8217;nin muhteşem Süleymaniye&#8217;sine&#8230; Hükümdarlara bakıyorduk, büyük komutanlara bakıyorduk, soylu vatandaşlara, kölelere, devşirmelere&#8230; Kadınlara bakıyorduk&#8230; Pulheriya&#8217;ya, Teodora&#8217;ya, Hürrem Sultan&#8217;a&#8230; Kahramanlığa bakıyorduk, korkaklığa, yaratıcılığa, yıkıcılığa, zekaya, aptallığa, şefkate, acımasızlığa&#8230; Bir şehrin görüntüsünde, bütün bir insanlığın serüvenine bakıyorduk denizden.<br />
560 sayfayı bir çok uğraşım olmasına rağmen oldukça kısa bir zamanda bitirdim. Konunun 7 günde bitiyor olması onu akıcı kılıyor. Ahmet Ümit hayranlarının zaten okuyacağı bu kitabı , İstanbul tutkunlarının , tarih tutkunlarının , edebiyat tutkunlarının , doğa tutkunlarının , insana yaşama değer verenlerin mutlaka okuması gereken bir eser. Son yaprağı çevirdiğinizde yüreğiniz burkulmuş olacak&#8230;</p>
<p>Eline yüreğine zihnine sağlık Ahmet Ümit</p>
<p>Daha nice eserinle gönlümüzü renklendirmen dileğiyle&#8230;</p>
<p><object width="480" height="270" data="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdgm3o" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdgm3o" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/istanbul-hatirasi-kitabi-ahmet-umit-yorumlarim/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
