<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Muhibbiler</title>
	<atom:link href="http://muhibbiler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhibbiler.com</link>
	<description>Bir Kitap Bir Film Bir Hayat Biraz Izmir ve Bize Dair</description>
	<pubDate>Thu, 17 May 2012 11:48:25 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Şirinler Sinema Filminin Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/sirinler-sinema-filminin-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/sirinler-sinema-filminin-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 11:46:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[çizgi film]]></category>

		<category><![CDATA[Film yorumları]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema Yorumu]]></category>

		<category><![CDATA[Şirinler]]></category>

		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2298</guid>
		<description><![CDATA[
Şirinler tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından olduğu gibi Türkiye&#8217;de de çocuğundan yaşlısına kadar herkesin hayranlık duyduğu çizgi filmlerden biridir. İlk bölümü 1958 yılında yayınlanmış olan bu serinin son ayağı, geçtiğimiz yaz Amerikan sinemasınca izleyicilerin karşısına çıkarıldı. Ancak beyaz perdedeki mavi küçük adamlar, tanıdığımız Şirinler&#8217;den daha farklı bir yaşamda izleyici karşısına çıktılar.
Filmin yorumundan önce, artık bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-z8j2exm2dio/T7TjScEdLhI/AAAAAAAAEo0/MqwmTZAx-u0/s640/Srnlr004366653.jpg" alt="" width="512" height="293" /></p>
<p>Şirinler tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından olduğu gibi Türkiye&#8217;de de çocuğundan yaşlısına kadar herkesin hayranlık duyduğu çizgi filmlerden biridir. İlk bölümü 1958 yılında yayınlanmış olan bu serinin son ayağı, geçtiğimiz yaz Amerikan sinemasınca izleyicilerin karşısına çıkarıldı. <span style="color: #ff0000;"><strong>Ancak beyaz perdedeki mavi küçük adamlar, tanıdığımız Şirinler&#8217;den daha farklı bir yaşamda izleyici karşısına çıktılar.</strong></span></p>
<p>Filmin yorumundan önce, artık bir çok kişi tarafından bilinen &#8220;gizemi&#8221; tekrar anlatalım.</p>
<blockquote><p>O çok sevdiğimiz şirinler komünizmi mi anlatıyor?</p></blockquote>
<p><span id="more-2298"></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-MtCWBPN5PRw/T7TjTRyJwlI/AAAAAAAAEo8/8k45UcP7Z60/s640/Srnlr005320606.jpg" alt="" width="512" height="293" /></p>
<p>ABD ve birkaç ülkeden daha, geçmiş yıllarda bu gerekçeyle yasaklanan <span style="color: #ff0000;"><strong>Şirinler; para olmadan komünal bir yaşam sürüyor</strong></span>. Şirinler köyünde para kullanılmaz ama herkes kendine gerekli olan şeyi bedava edinir. <strong>Tembel Şirin bile hiçbir iş yapmadığı halde bütün Şirinlerle aynı standartta yaşamaktadır. Bu da tembellik hakkını ifade eder.</strong></p>
<p>Şirin çileği tarlaları sadece bir Şirin&#8217;e ait değildir, <span style="color: #800080;"><strong>bütün Şirinler bu tarlada hak sahibidir.</strong></span> Şirin Baba kırmızı şapka giyiyor ve Karl Marks&#8217;a benziyor. Herkes kendi işini yapıyor ve çok mutlu.</p>
<p>Şirinler köyünde bir tek bile ibadethane bulunmaz. Şirinler&#8217;in düşmanı &#8216;Gargamel&#8217; papaz cübbesi giyer ve dini sembolize eder. Gargamel, kapitalizmin simgesi olan altın ve para düşkünüdür ve Şirinler&#8217;i sürekli yemek ister. Bu isteği de misyonerliği ifade eder. <span style="color: #0000ff;"><strong>Gargamel&#8217;in kedisi de Amerikanın peşinden ayrılmayan küçük ülkeleri sembolize eder. Türkçe çevirindeki Azman adındaki bu kedinin asıl adı Azrail&#8217;dir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Şirinler&#8217;in İngilizcesi olan &#8216;Smurf, aslında &#8220;Small Men Under Red Flag&#8221; yani &#8220;kızıl bayrak altında yaşayan küçük insanlar&#8221;ın ya da &#8216;Socialist Men Under Red Father&#8217; yani &#8216;kızıl baba altındaki sosyalist insanlar&#8217; sözcüklerinin bir kısaltmasıdır!</strong></span> Şirinlerin her birinin temsil ettiği çok farklı unsurlar vardır. Örneği Şirine feminizmi, Süslü eşcinselliği, Güçlü maço erkeği temsil eder.</p>
<p>Şirinlerin yaratıcısı Peyo gerçek bir komünistti ve Şirinleri ortaya çıkardığı zaman iki kutuplu bir dünya vardı. Bir tarafta ABD diğer tarafta SSCB. Peyo bir çizgi film yapmak, bu çizgi filmle bir mesaj vermek ve ABD&#8217;ye karşı propaganda yapmak istedi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/-r70qhgYEtdY/T7TjSv-jOAI/AAAAAAAAEow/LaNP_ErXq_M/s640/Srnlr003689602.jpg" alt="" width="512" height="293" /></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>İddia işte bu. Üstelik artık bir iddia olmaktan öte doğruluk ifade ettiğini de düşünüyorum. Ve Şirinler&#8217;in en son beyaz perdeye çıkan halleriyle de o komünal yaşamı zihinlerde yıkma gayreti olduğuna inanıyorum.</strong></span></p>
<p>Elbette bu bir çizgi film ve sadece o şekilde de izlenip eğlenilebilir. Ama Şirinleri tüm dünyada efsaneleştiren şeyin, yaşam şekilleri olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla sinema filmini eleştirirken bu yönünün görmezden gelmek OLMAZ!</p>
<p><strong>Şirinler&#8217;de hikâye kısaca şöyle: </strong>Köyleri Gargamel tarafından keşfedilen Şirinler&#8217;den altı kişilik bir grup (Şirin Baba, Şirine, Cesur, Sakar, Gözlüklü, Somurtkan), Gargamel&#8217;den kaçarken sihirli bir geçitten geçerler ve kendilerini New York&#8217;da bulurlar. <span style="color: #ff0000;"><strong>(Ki geçtikleri geçit aslında zaman tünelidir)</strong></span> Olaylar Şirinleri bir kozmetik firmasının genç tanıtım müdürünün hayatına girmek durumuna sokar. Hem peşlerinden gelen Gargamel&#8217;den kurtulmak, hem de bir an önce geldikleri yere geri dönmek için mücadele ederler. Bu arada hayatlarına dahil oldukları pazarlamacı Patrick Winslow&#8217;un hamile eşi Grace, onların &#8216;Şirinliklerinden&#8217; çok etkilenir ve bu minik yaratıklara kol kanat gerer. Ve buradan öte hikayedeki doğal yapı yok olmuş. Mesela Şirinler&#8217;in köy hayatı sadece başlarda gördüğümüz türden küçük bir ayrıntıdan öteye gidememiş. <span style="color: #ff0000;"><strong>Sanki hafiften bir kapitalizm eleştirisi de var ama</strong></span> bu da Winslow&#8217;un hırslı patronu Odile üzerinden yapılmış. Winslow&#8217;u hırslarından vazgeçirme çabası da bir başka &#8216;ince&#8217; mesaj.</p>
<h1><span style="color: #ff0000;">İlginç bulduğum birkaç bölümü ise şunlar:</span></h1>
<p>Şirine&#8217;nin ilk kez bir kadın arkadaşı oluyor. (Patrick&#8217;in eşi Grace)  O güne kadar aynı kıyafetle görmeye alıştığımız Şirine, Grace&#8217;in farklı kıyafetleri olmasına çok özeniyor ve bir kişinin birden çok kıyafeti olabileceğinin farkına varıyor. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde de kıyafet takıntısı devam ediyor ve <strong>&#8220;alışveriş&#8221; </strong>ifadesinden bahsediyor.</p>
<p>Yine Şirine&#8217;den bir başka anekdotta şu, Şirinler köyünün tek kadın karakteriydi. Hikayenin takipçilerinde bu konuda bir çok soru işareti vardı. İşte soru işaretlerinin yanıtını bu filmde öğrenebiliyoruz.<strong><span style="color: #ff0000;"> Şirine&#8217;yi Gargamel yaratmış ve Şirin özelliği katarak Şirinler&#8217;in arasına ajan olarak yerleştirmiş. </span></strong>Ama daha sonra Şirin Baba iksiri bozup Şirine&#8217;yi gerçek bir Şirin haline getirmiş.</p>
<p>Şirin Baba tam 546 yaşındaymış =))</p>
<p>Özet olarak tanıdığımız bildiğimiz Şirinler yok. Onların yerine tüketim toplumuyla karşılaşan Şirinler var. Yani dünyaya entegre olmuş Şirinler.</p>
<p>Bir de video paylaşalım. Barış Manço&#8217;nun Peyo Usta ile yaptığı röportaj&#8230;</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/epn5o2vAEEA" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Bu da filmin fragmanı</p>
<p><iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/eNBNDvkQ2XQ" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/sirinler-sinema-filminin-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Muhibbier Blog Yeni Asır TV&#8217;deydi</title>
		<link>http://muhibbiler.com/muhibbier-blog-yeni-asir-tvdeydi</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/muhibbier-blog-yeni-asir-tvdeydi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 21:19:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhibbiler]]></category>

		<category><![CDATA[Muhibbiler Blog]]></category>

		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[yeni asır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2296</guid>
		<description><![CDATA[

Geçen hafta cumartesi günü, televizyon kanallarını sıradan geçerken Yeni Asır TV&#8217;de bir programa denk geldim. Haftalık Mecmua isimli program edebiyat, sinema, spor ve müzik konularında üç kişinin sohbeti üzerineydi. İçerik, Muhibbiler Blog&#8217;un televizyonda program haline getirilmiş şekli gibiydi.
Ardından hafta içinde bu programdan şaşırtıcı bir e-posta aldım.
Programın ekran yüzlerinden biri olan Engin Tatlıbal, bu hafta yayınlanacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-NrxO6NyCqi4/T5vr_w31CLI/AAAAAAAAEO8/qDNWKvXvT8w/s640/M4H01060.MP4_000416128.jpg" alt="" width="448" height="252" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Geçen hafta cumartesi günü, televizyon kanallarını sıradan geçerken Yeni Asır TV&#8217;de bir programa denk geldim. <span style="color: #ff0000;"><strong>Haftalık Mecmua</strong></span> isimli program edebiyat, sinema, spor ve müzik konularında üç kişinin sohbeti üzerineydi. İçerik, Muhibbiler Blog&#8217;un televizyonda program haline getirilmiş şekli gibiydi.</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Ardından hafta içinde bu programdan şaşırtıcı bir e-posta aldım.</strong></span></p>
<p>Programın ekran yüzlerinden biri olan Engin Tatlıbal, bu hafta yayınlanacak olan bölümde, edebiyat üzerine yazılar yayınlayan bloglar içerisinde Muhibbiler Blog&#8217;un tanıtılacağını bildiriyordu. Sevincin yanı sıra şaşkınlığa da sebep oldu bu rastlantı. <span style="color: #ff0000;"><strong>Sanki telepatik bir iletişim ile kendimi fark ettirmiştim ekranın öbür yanına</strong></span> =)</p>
<p><span id="more-2296"></span></p>
<p>Haftalık Mecmua&#8217;nın yayınlanacağı vakte kadar yayını kaydetmek için yoğun çabalar harcamış olsam da, bir türlü ihtiyacım olan yazılımı bulamadım. <strong>(bu sıra dostum <a href="http://www.lordiz.com/" target="_blank">lordiz</a> destek olmaya çalışsa da&#8230;)</strong> Eldeki imkanlar çerçevesinde bilgisayar ekranından fotoğraf makinesi ile kayıt yaptım. <span style="color: #ff0000;"><strong>Kalite açısından tatmin edici olmasa da, bu anı kaydetmemek olmazdı.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Not: </strong></span>Yayında Muhibbiler Blog haricinde 6 blog daha tanıtıldı. Aldığımız kayıtta ise bu blogların tamamı yok. Bu tamamen teknik yetersizliklerden kaynaklanmadır.</p>
<p><iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/g_7_66l57qU" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Engin Bey&#8217;in bizden bahsederken dediklerini aynen paylaşalım:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;Muhibbiler şöyle bir sayfa arkadaşlar, &#8216;Bir Kitap Bir Film Bir Hayat Biraz İzmir ve Bize Dair&#8217; diyor. Yani burada ben biraz Haftalık Mecmua&#8217;yı gördüm. Dört beş arkadaş bir araya gelmişler, önce bir blog sayfasında, muhibbi.bloggum.com sayfasında. Yazdıklarından, gezdiklerinden, okuduklarından, kendi hayatlarından güncelerini vs burada paylaşmışlar. Daha sonra çeşitli sebeplerle kendi sitelerini açmaya karar vermişler. Muhibbiler.com&#8217;da bu şekilde ortaya çıkmış ve çok keyifli bir site. Tamamen hayata dair ve kendilerine dair paylaşımları&#8230; Kimseye bir şeyleri ispatlama gayreti içinde değil bu arkadaşlar. Tamamen bütün samimiyetleriyle yazıyorlar. Ve zaten alt başlık da bunu anlatıyor.</p>
<p>Benim aklıma şu geldi, biz Haftalık Mecmua ekibi olarak yazsak, etsek ortaya bunun gibi bir şey çıkar. O yüzden, gerçekten çok tatlı bir blog sitesi olmuş.&#8221;</p></blockquote>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sizin hakkınızda bir başkasının olumlu fikirlerini duymak gerçekten güzel bir his. Üstelik bahseden kişiler sizi hiç tanımıyorsa, söylediklerinin inandırıcılığı da bir o kadar artıyor. Bu da duyduğunuz mutluluğu katmerli hale getiriyor.</strong></span></p>
<p>Benzer bir konu geçenlerde de kulağıma çalınmıştı. Bir arkadaş sohbeti sırasında, bizleri hiç tanımayan biri tarafından, bir kitap eleştirimiz referans gösterilerek kitap tavsiyesinde bulunulmuş. Yakın dostum Mustafa&#8217;nın şahit olduğu bu olay, samimiyetimizin ne derece cümlelere yansıdığını ispatlıyor.</p>
<p>Muhibbiler Blog&#8217;un kıymet görmesinde emeği olan <span style="color: #ff0000;"><strong>Hande ve Nesrin&#8217;</strong></span>e teşekkürü borç bilirim. Ayrıca geçmiş dönemlerde yazılarıyla katkıları bulunan nice kardeşime de teşekkür ederim. (Kendilerinin yazılarına <a href="http://muhibbiler.com/biz-kimiz" target="_blank">Biz Kimiz</a> sekmemizden ulaşabilirsiniz)</p>
<p>Ve son olarakta yorumlarıyla katkıda bulunan nice okuyucumuza teşekkür ederim.</p>
<p>İyi günlerde, mutlu haber ve yazılar paylaşmak dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/muhibbier-blog-yeni-asir-tvdeydi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı - Film Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/entelkoy-efekoye-karsi-film-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/entelkoy-efekoye-karsi-film-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 21:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>

		<category><![CDATA[film]]></category>

		<category><![CDATA[komedi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2292</guid>
		<description><![CDATA[
Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı filminin yönetmeni Yüksel Aksu&#8217;ya bir röportajında filmi soruduğunda &#8220;aşure tadında&#8221; diyor. Filmi izleyince bende &#8220;aynen öyle&#8221; dedim. Oyuncuların çoğu köy halkından, ama onların yanı sıra bir devlet bakanı ve Avrupa Birliği temsilcisi olarak Claudia Roth&#8217;ta (Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı) rol alıyor. Başrolünde ise Çok Güzel Hareketler Bunlar oyuncuların Şahin Irmak var.
Filmin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh5.googleusercontent.com/-kf2FNGI7guk/T4s1IU5Y0cI/AAAAAAAAD7U/k0x2SIwL5q4/s640/Entelk%25C3%25B6y-Efek%25C3%25B6ye-Kar%25C5%259F%25C4%25B1.jpg" alt="" width="512" height="334" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı filminin yönetmeni Yüksel Aksu&#8217;ya bir röportajında filmi soruduğunda &#8220;aşure tadında&#8221; diyor.</span></strong> Filmi izleyince bende &#8220;aynen öyle&#8221; dedim. Oyuncuların çoğu köy halkından, ama onların yanı sıra bir devlet bakanı ve Avrupa Birliği temsilcisi olarak Claudia Roth&#8217;ta (Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı) rol alıyor. Başrolünde ise Çok Güzel Hareketler Bunlar oyuncuların Şahin Irmak var.<br />
Filmin resmi sitesinden alıntı yaptığımız konusunu verelim:</p>
<blockquote><p>Metropolde yaşamanın yarattığı keşmekeşten kurtulup, hep hayalini kurdukları doğayla baş başa bir yaşam sürmek isteyen bir grup ekolojist, Ege&#8217;de bir komün köyü inşa ederler. Kentli ekolojistlerin köylerine yerleşmelerinden dolayı çok memnun olan köy halkı, artık hiçbir işe yaramayan kıraç tarlalarını ve eski evlerini değerinden fazla fiyata aldıkları için aktivistleri büyük bir sevgiyle karşılar.</p>
<p>Her şey yolundadır, ta ki bölgeye kurulması gündemde olan termik santral kararı onaylanana kadar&#8230; Termik santral ile birlikte eski köylüler ile köyün yeni sakinleri aktivistler arasında ilginç bir süreç başlar ve olaylar karşılıklı protestoyla tam bir komediye dönüşür.</p></blockquote>
<p><span id="more-2292"></span></p>
<h3><span style="color: #800080;"><img class="alignleft" src="https://lh6.googleusercontent.com/-LOTWDORjGL0/T4s1K_1frFI/AAAAAAAAD7k/WRW2F0pfl_A/s640/entelkoy-efekoye-karsi_5352149.jpg" alt="" width="269" height="179" />Yorumlarımız</span></h3>
<p>Acayip eğlenceli bir film. Yakın zamanda izleyip bu kadar eğlendiğim bir başka film hatırlamıyorum. 2011&#8242;in Aralık ayında sinemalarda gösterime girmiş ama kesinlikle hak ettiği ilgiyi görmemiş. <span style="color: #ff0000;"><strong>Yönetmen Yüksel Aksu&#8217;nun benzer bir tema ile çektiği ilk filmi Dondurmam Gaymak&#8217;tan vites yükseltip çektiği film olarak da adlandırabiliriz.</strong></span></p>
<p>Konu ters göçü yansıtıyor. Yani pek görülmeyen bir durum. Hani şehir yaşamında bunalan çok kişinin &#8220;bırakıp gideceksin buraları, bir dağ başına yerleşeceksin&#8221; şeklinde yakınması olur ve hiçbir zaman gerçekleştirmeye cesaret edemez ya, işte onun filmi bu. Onu gerçekleştirebilmiş olanların.</p>
<p>Aynı zamanda da şehir yaşantısından uzakta köyümsü şekilde yaşayanların da hikayesi. Ahşap yada kerpiç duvarlı evlerin giderek azaldığı köylerin öyküsü. Sütünü, yoğurdunu bakkaldan alıp tarlasındaki ekine gübreyi ziraatten satın alanlar var filmde. <span style="color: #800080;"><strong>Ve bu yaşantıyı yaşayanların içine düştüğü trajikomik durumu da anlatıyor. Ama bunu anlatırken de asla yukarıdan bakan, aşağılayan, küçümseyen bir tavır takınmadan samimi şekilde anlatıyor.</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #800080;"><strong></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 418px"><img class=" " src="https://lh6.googleusercontent.com/-mQmzvyKt4IQ/T4s1Igq81FI/AAAAAAAAD7Y/fr8GGKCi1C8/s510/Yuksel_Aksu.jpg" alt="Yönetmen Yüksel Aksu" width="408" height="242" /><p class="wp-caption-text">Yönetmen Yüksel Aksu</p></div></p>
<p></strong></span></p>
<p>Yine Yüksel Aksu&#8217;nun bir röportajından filmle ilgili bir soru ve yanıtı alıntı yapalım:</p>
<p><strong>Aşırı karakteri bir diyalogunda, &#8216;Ben anarşist değilim, sosyalistim onlar anarşist&#8217; diyor. Anarşist, sosyalist ve oportünist gibi kavramaların yanlış kullanılmasından rahatsız mı oldunuz. Buna göndermemiydi bu replik?</strong></p>
<blockquote><p>Öyle bir derdim yoktu. Ama genel olarak &#8216;halk kara cahil kazma, kentliler entelitejanse&#8217; böyle bir algı var ve bu benim canımı çok sıkıyor. Bana göre büyük şehir koca bir köy, beklide taşra kentin kendisi. Bilmiyoruz bunlar tartışılması gereken kavramlar. Bu ülkede 60-70&#8242;li yıllarda halk odaları, köy odaları ve halk evleri vardı. Buralarda gürül gürül tiyatrolar yapılırdı, saz, daktilo ve benzer kurslar veriliyordu. Bu kavramlara aşina bir toplum, son otuz yıldır özellikle 12 Eylül&#8217;den sonra unuttu. Ben toplumun birçok ülkeye haiz olduğunu düşünüyorum ve hatırlatmak gerekiyor.<span style="color: #800080;"><strong> Soğuk Savaş zamanında öğrendiği kavramları yalan yanlış bir birbirine yaftalıyor, işte anarşist diyor, bir başkasına komünist diyor. Ben de filmde bütün kavramları yerle yeksan etmeye çalıştım. </strong></span>Yıllarca Alevilere bölücü denildi. Ama Aleviler&#8217;in sazıyla şiiriyle halk edebiyatıyla bu coğrafyanın fikri hayatını inşa ettiğini yeni kavradılar. Eee, ne oldu? Genel olarak Türkiye&#8217;de önyargı, bir birini anlamama tuhaf bir şekilde serpilmiş ve kötü bir şekilde devam ediyor. Halbuki bizim kadim geleneğimizde bu yok. Bizim kadim geleneğimizde Hacı Bektaşi Veli var, Mevlana var, Yunus Emre var. Hoşgörü var kolektivizm yerine imece var. &#8216;Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir&#8217; var.</p></blockquote>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-SCfmu7MX7Yc/T4s1KlLKMoI/AAAAAAAAD7o/2Ns2rpNB9zE/s520/entelk%25C3%25B6y%2520%25281%2529.JPG" alt="" width="312" height="208" /></p>
<p>Filmin müzikleri filminden ayrı olarak da defalarca dinlenip doyulamayası güzellikte. Hatta bir çökertme var ki, davul zurna ve Bulutsuzluk Özlemi grubunun beraber çaldığı off ki off =)</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İzleyin gari !</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Not: </strong><span style="color: #000000;">Yönetmen Yüksel Aksu <a href="http://muhibbiler.com/ulak-2008" target="_blank">Ulak filminde</a> oyuncu olarak yer almıştı. </span></span></p>
<p><iframe width="640" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/1cjAXeRXbbQ" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/entelkoy-efekoye-karsi-film-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Twitter&#8217;da Takipçi Sayısı ve Bozulan Davranışlarımız</title>
		<link>http://muhibbiler.com/twitterda-takipci-sayisi-ve-bozulan-davranislarimiz</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/twitterda-takipci-sayisi-ve-bozulan-davranislarimiz#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2012 20:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[İnternet Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[facebook]]></category>

		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[sosyal ağ]]></category>

		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<category><![CDATA[twitter nasıl kullanılır]]></category>

		<category><![CDATA[twitter nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2283</guid>
		<description><![CDATA[Birazdan okuyacağınız yazının kırıntıları, uzun zamandır zihnimde birikmekteydi. Ancak hepsinin bir araya toplanıp şekil almasını sağlayan harç, girmiş olduğum bir sınavda karşılaştığım metin oldu.
Sınav anında beğeneceğiniz bir metinle karşılaşmak çok risklidir! Zira tüm konsantrasyonunuz dağılabilir, sınav olduğunuzu unutup metnin devamını düşünmeye başlayabilirsiniz. Eğitimciler metinleri seçerken çok güncele girmeseler daha iyi olacak sanki =)
Karşılaştığım metni internetten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh6.googleusercontent.com/-I2lRVCmKbe0/T3doKNrO23I/AAAAAAAADms/zorsEJT_BZg/s300/sosyal_aglar.jpg" alt="" width="300" height="225" />Birazdan okuyacağınız yazının kırıntıları, uzun zamandır zihnimde birikmekteydi. Ancak hepsinin bir araya toplanıp şekil almasını sağlayan harç, girmiş olduğum bir sınavda karşılaştığım metin oldu.</p>
<p>Sınav anında beğeneceğiniz bir metinle karşılaşmak çok risklidir! Zira tüm konsantrasyonunuz dağılabilir, sınav olduğunuzu unutup metnin devamını düşünmeye başlayabilirsiniz. Eğitimciler metinleri seçerken çok güncele girmeseler daha iyi olacak sanki =)</p>
<p>Karşılaştığım metni internetten araştırdığımda Habertürk Gazetesi’nden Doç Dr. Neva Çiftçioğlu Banes’ın yazısına denk geldim. Daha doğrusu, onun yazısında paylaştığı bir alıntıya denk gelmişim. Banes yazısında, Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Baroness Greenfield bir açıklamasına yer vermiş. Bu kısmı aynen bizde paylaşalım:</p>
<blockquote><p>
“Facebook ve Twitter kullanan gençler, birilerinden sürekli beğeni bekleyen küçük çocuklara benzemeye başladılar. <span style="color: #ff0000;"><strong>Kendi kendilerine yetemiyorlar. Sayfalarında bir şeyler yayımlayıp sonrada beğenilmiş mi diye 40 defa kontrol ediyorlar. Bu halleri bana 4-5 yaşındaki çocukların ‘Anneee bak nasıl yaptım’ diyerek annesinden ‘Aferin evladım’ deme beklentisini hatırlatıyor.</strong></span> İnternet dostlukları, fikirleri ve hobileri paylaşma amacından çıkıp insanların çocukluktan kaynaklanan psikopatlıklarının tatmin merkezi olmuştur. Aksi takdirde bir insan ne diye ‘Kahvaltıda zeytin yedim’ tarzı bir paylaşıma girer ki? Yüz yüze konuşurken göz teması kuramayan, Facebook’ta aslan kesilen asosyal gençler türemeye başladı. Bu kişilik krizine bir son verilmeli. Gerçek ilişkiler bu sanal ilişkilerle katledilmemeli. Gençler uyarılmalı.”
</p></blockquote>
<p>Metnin üzerine yorum yapmadan önce bu metnin doğruluğunu ispatlayan bir anekdotu düşmek isterim. <span style="color: #ff0000;"><strong>Türkiye’de 3G internet sistemi gireli çok uzun zaman olmadı. Tahminimce en fazla 3-4 sene olmuştur. Bu süreçte tüm cep telefonu şebekeleri cep telefonlarından “0.facebook.com” adresine girişleri ücretsiz hale getirdiler. Bu hizmet tüketiciler bir alışkanlığı güdüledi. Facebook’ta durum iletisi veya fotoğraf paylaşmak ihtiyaç haline dönüştü</strong></span>. Bugün ise tüm cep telefonu şebekeleri bu hizmeti cüzi bir ücret karşılığı vermektedir. Ben bu durumu, Prof. Baroness’in tespitlerine dayanarak oluşturduklarını düşünüyorum. (Yada aynı tespiti yapan ticari bir aklın ürünü)</p>
<p><span id="more-2283"></span></p>
<p>Bu konuyla ilgili dikkatimi çeken bir başka durum da Facebook arkadaşlık sayısı ve Twitter takipçi sayısının önemsenmesi. İnsanlar takip edildikleri rakam düzeyin önemli olduklarını, önemsendiklerini yada kaliteli yaşamlar yaşadıklarını düşünmeye başladılar. Tüm amacı Twitter’da takipçi sayısını arttırmak olan kullanıcılar çoğaldı.<strong> ( #takipedenitakipederim etiketi bu düşüncenin harekete geçmiş hali olsa gerek)</strong><br />
<img class="alignright" src="https://lh3.googleusercontent.com/-2k2OmdcZqF8/T3doKB6TxFI/AAAAAAAADmo/f8L4pgBWIq4/s400/snn21263371408.jpg" alt="" width="320" height="320" /><br />
<span style="color: #800080;"><strong>Oysa tüm bu sosyal ağları oluşturanların birincil amacı, fikir paylaşımı ve kolay iletişim imkanıdır. Fakat bugün hem Facebook’u hem de Twitter’ı kullanan insanların büyük çoğunluğu bu amaçtan daha ziyade egolarını törpülemeye çalışmakta.</strong></span> Bu kişiler takip ettiği kişilerin neler yazdığını önemsemeyen ama onlar tarafından takip edildiği için mutlu olan kullanıcı grubunu oluşturmaktadır.</p>
<p>Peki bu şekilde olmasının ne zararı var, kime ne, kim nasıl isterse o şekilde kullanır?</p>
<p>Elbette insanlara bunu bunun için, bunu da bunun için kullanmak zorundasın gibi bir dayatma çabasında değiliz. Ancak ortada apaçık görünen bir terslikten de bahsetmemek olmaz. Çünkü bu terslik egoların tatmininden başka bir şey değil. Bu mecralarda spor olsun siyaset olsun güncel olsun, her ne konuda tepki koyarsanız koyun, bu şekilde işlediği sürece ciddiye alınmaz önemsenmez halde kalmaya mahkum olacaklardır. (Tüm gösterilerin beklenenden çok daha sınırlı insana ulaştığı kanısındayım)</p>
<p>Örneğin Twitter’ın popüler olduğu geçen bir yıldan bugüne kadar bir çok konuda protesto ve eylem çağrıları yapıldı. Hatta bu konuda oluşturulan etiketler binlerce kişi tarafından da paylaşılarak etkisi arttırıldı. Peki eylemsel olarak hangi sonuçlar elde edildi? Sanal alemin önemli konulardaki suni kalabalığını da Prof. Baroness’in teorisine dayandırabiliriz.</p>
<p>Son olarak Twitter hakkında farklı bir konuda notlarım olacak. Hafta içi bir kitapçıda gözüme çarpınca satın aldığım güncel edebiyat dergisi <strong>“Sabit Fikir”</strong> kapak konusu <span style="color: #ff0000;"><strong>“Twitter’da edebiyat mümkün mü?”</strong></span> sorusuydu. İçerikte derinlemesine yorumlanan bu konuya dünyanın farklı köşelerinden örnekler verilmiş.</p>
<p>Örneğin Japonya’da yazılan twitlerin sonlarına #twnovel etiketini koyarak hikayelerini paylaşan yazarlar bulunmaktaymış. Yine Japonya’da kısa şiir türü Haiku varmış. Bu türden twitlerde çokça paylaşılmaktaymış.</p>
<p>Türkiye’den de birkaç örneğe yer verilmiş. Mesela:</p>
<blockquote><p>
<strong>@burakaksak:</strong> bir sabah, yanında çayın sigaran, açarsın gazeteyi, kocaman harflerle atılmış bir manşet: “bugün de kimse ölmedi.” Ütopyalar güzeldir, evet.
</p></blockquote>
<p class="MsoNormal">Bu da benden olsun. 27 Şubat tarihli twitim:</p>
<p class="MsoNormal">
<blockquote><p>
<strong>@cefe35:</strong> &#8220;pencerenin yanında iki kişilik masa vardı. tek kişilik masa yapmayı öğrenemediler gitti. mecbur muyum karşımdaki sandalyeyi seyretmeye&#8221;
</p></blockquote>
<p><strong><span style="color: #800080;">Bir çok yazar ve şairin görüşülen yer verilen yazıda, Engin Düzyol isimli bir besteciye Facebook ve Twitter kullanıp kullanmadığı sorulduğundan şu yanıtı vermiş:</span></strong><br />
&#8220;Facebook ve Twitter&#8217;dan hoşlanmıyorum. Sanatla alakalı bir ürün yaratıyorsunuz; ardından orada hiçe sayan, aşağılayıcı, yok edici yorumlarda bulunuyorlar. Herkes eleştirmen olmuş; resim, edebiyat&#8230; Kaydadeğer bilgiler de paylaşılıyor tabi, ama orada kültürü yozlaştırıyorlar. Mesela bir film için &#8220;Seyretmedim ama çok kötüymüş&#8221; yazıyor biri&#8230; Yanlış kullanımı, herkes tarafından kullanımı kötü sonuçlar doğuruyor. Sanatla, edebiyatla uğraşanların motivasyonunu düşürüyor. Ekonomik anlamda da olumsuz yönleri var. Örneğin bir filme yerli yersiz yorum yapıyorlar, bu durum da filmin gişesi olumsuz etkilenebiliyor Twitter&#8217;da insanlar bilgilerini paylaşıyor mu, soru işareti&#8230;</p>
<p>Gerçekten de bu konuda benim de soru işaretlerim var. Twitter&#8217;da şuan için bilginin paylaşılmadığını yada en azından çoğunluğun bilgi paylaşmadığını düşünenlerdenim. Nesnellikten uzak değerlendirmelerle bir film yada dizi yerden yere vurulabiliyor yada tam tersi şekilde göklere çıkarılabiliyor. Bu tepkileri kontrol etmede ise viral reklam görev yapıyor. Oluşturulan etiketlerle çok fazla kişi tarafından beğeni aldığı düşünülen eserler hakkında, takipçi kapma yarışındaki insanlar övücü twitler yağdırıyor. Ve ortaya adı sosyal ağ olan ama özünde bir laboratuar gibi çalışan sistem çıkıyor.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Gelecek sanal dünyada ise ve o geleceğe ışık ulaştırmak gayretindeysek, maddi ölçütlerden uzaklaşıp amaç sonuç yorumunu iyi yapmalıyız. Sosyal ağlarda kaç kişi tarafından takip edildiğinizden daha önemli bir şey vardır; o da paylaşılanların kalitesidir. Zamanınızı kaliteli kişiler ve şeylerle yaşamanızı dilerim.</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/twitterda-takipci-sayisi-ve-bozulan-davranislarimiz/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel bir mekan - Urla Güvendik Park</title>
		<link>http://muhibbiler.com/guzel-bir-mekan-urla-guvendik-park</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/guzel-bir-mekan-urla-guvendik-park#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 09:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezi-Seyahat]]></category>

		<category><![CDATA[çeşmealtı]]></category>

		<category><![CDATA[Doğa harikası]]></category>

		<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<category><![CDATA[güvendik park cafe restoran]]></category>

		<category><![CDATA[izmir]]></category>

		<category><![CDATA[urla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2280</guid>
		<description><![CDATA[
On beş, yirmi gün oldu blogumuz için iki satır yazı karalayamadık. Böyle olduğunda canlı kanlı bir varlığı ihmal etmişim gibi hissediyorum. Sanki blogumuz onunla ilgilenmediğimiz için hüzünleniyor gibi&#8230;
Ama bu hafta sonu Muhibbiler için güzel bir gezi yazısı yakaladık. Hem İzmir&#8217;e çok yakın hem de bir o kadar da doğanın içinde. Urla&#8217;nın Çeşmealtı bölümündeki bu yerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-5n1EwVsLX8M/T27rOGvdEdI/AAAAAAAADds/09CkIu8W4Jk/s500/5.jpg" alt="" width="350" height="221" /></p>
<p>On beş, yirmi gün oldu blogumuz için iki satır yazı karalayamadık. Böyle olduğunda canlı kanlı bir varlığı ihmal etmişim gibi hissediyorum. Sanki blogumuz onunla ilgilenmediğimiz için hüzünleniyor gibi&#8230;</p>
<p>Ama bu hafta sonu Muhibbiler için güzel bir gezi yazısı yakaladık. Hem İzmir&#8217;e çok yakın hem de bir o kadar da doğanın içinde. Urla&#8217;nın Çeşmealtı bölümündeki bu yerinde adı Güvendik Park.</p>
<p>Cafe, restoran ve mesire alanı olarak hizmet eden bu mekana ulaşım Çeşmealtı Demiryolu kampını geçtikten sonra düz devam edince yaklaşık 600-700 metre sonra solda ağaçlar içinde. Zaten yol üstünde de fazlasıyla tabelaları mevcut.</p>
<p><span id="more-2280"></span></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-N3FvFEb2hRM/T27q3KfY1lI/AAAAAAAADcw/XpWNGrO1u1c/s590/1.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p>Henüz sezonu açmadıkları için şu sıralar oldukça tenha ama ilerleyen günlerde yeterince kalabalık oluyormuş.</p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-7tr0p6fmz_k/T27q4LRY1kI/AAAAAAAADc8/ActpI1t9H1I/s590/2.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p>Yaz sezonunda ATV Safari ve at gezisi imkanları bulunan bu mekanda hem eğlenceyi hem de sakinliği aynı anda bulabilirsiniz.</p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/-oNH4jfIUG94/T27q31do5aI/AAAAAAAADc0/MonCl_2Eiek/s590/3.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p>Şu sıralar tesisin hemen girişinde yavru 5-6 tane köpek karşılıyor misafirleri. Eğer onlarla oynamaktan vazgeçip yukarı çıkabilirseniz, tepelerde güzel bir manzara sizleri bekliyor olacak&#8230;</p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-FPhQQOrZ3kw/T27q4tSmxuI/AAAAAAAADdA/-v5AZCjr3tc/s590/4.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Z4qhBRVcyjE/T27q507ea7I/AAAAAAAADdQ/YE7sgq8-eFE/s590/5.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh5.googleusercontent.com/-mbUa9BNsbNw/T27q7Ju-xUI/AAAAAAAADdc/UvG6Kt39GBE/s590/7.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-mr36IpxpnO8/T27q6axIYdI/AAAAAAAADdU/SX3hZhPc4YE/s590/6.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/-mr36IpxpnO8/T27q6axIYdI/AAAAAAAADdU/SX3hZhPc4YE/s590/6.jpg" alt="" width="590" height="380" /></p>
<p><div class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-SC9n9k9vMGk/T27rOBDrcNI/AAAAAAAADdo/SyNDcnkXHjk/s500/1.jpg" alt="" width="500" height="315" /><p class="wp-caption-text">Kış sezonu içinde şömineli kapalı mekanları mevcut</p></div></p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/guzel-bir-mekan-urla-guvendik-park/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk - Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/babilde-olum-istanbulda-ask-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/babilde-olum-istanbulda-ask-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 14:21:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nesrin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk]]></category>

		<category><![CDATA[iskender pala]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2275</guid>
		<description><![CDATA[İskender Pala&#8217;nın ilk roman çalışması olan bu kitabın anlatım dilinin diğer kitaplarına kıyasla daha ağır olduğunu hemen belirteyim. Hatta Od, Şah-Sultan, Katre-i Matem gibi kitaplarını önce yazmış ve bu kitabı günümüzde yazmış olsa yazarın kendini geliştirdiğini söyleyebilirdim. Ama ilk kitabı oldukça ağır ve derin bir mevzuda yazmış olup sonra kendisini daha basitleştirmiş olması hem daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="https://lh5.googleusercontent.com/-UTTtdNxwkVo/T1dtnKbdHxI/AAAAAAAADAA/-EVNNXqgDds/s475/babildeask.jpg" alt="" width="308" height="475" />İskender Pala&#8217;nın ilk roman çalışması olan bu kitabın anlatım dilinin diğer kitaplarına kıyasla daha ağır olduğunu hemen belirteyim.</strong></span> Hatta <strong><a href="http://muhibbiler.com/od-iskender-pala-kitap-yorumu" target="_blank">Od</a></strong>, <strong><a href="http://muhibbiler.com/iskender-pala-sah-sultan-kitabi-yorumum" target="_blank">Şah-Sultan</a></strong>, <strong><a href="http://muhibbiler.com/katre-i-matem-kitabi-yorumu" target="_blank">Katre-i Matem</a></strong> gibi kitaplarını önce yazmış ve bu kitabı günümüzde yazmış olsa yazarın kendini geliştirdiğini söyleyebilirdim. Ama ilk kitabı oldukça ağır ve derin bir mevzuda yazmış olup sonra kendisini daha basitleştirmiş olması hem daha genç yaştaki insanlara ulaşabilmek çabasından hem de satış kaygısından olabilir.</p>
<p><strong>Açıkçası böyle bir kitap varken neden <a href="http://muhibbiler.com/katre-i-matem-kitabi-yorumu" target="_blank">Katre-i Matem</a>&#8216;i yazdı?</strong> Çünkü aynı dönem ve olaylar üzerinde uzunca durulmuş zaten. Ve yine madem bu kitap vardı neden <a href="http://muhibbiler.com/od-iskender-pala-kitap-yorumu" target="_blank">Od kitabını</a> yazdı? Od kitabında ki tasavvuf öğeleri ve (günümüzde hakkında kitap yazılması moda olan) ilah aşkını Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk kitabında (biraz evirip çevirip ) yazmış zaten. Kısacası Pala&#8217;nın bu kitabı içerisinde hem Od hem de Katre-i Matem kitaplarını bulundurmaktadır.</p>
<p><span style="color: #800080;"><em>Bu kitabı ilginç kılan tek öğe</em></span> olayların bir kitabın gözünden anlatılıyor olması. Dicle kıyılarında bir çileği koparan esmer güzeli kız, onu tam yiyecekken vazgeçip biz kazana atıyor. Diğer malzemelerle birlikte pişiriyor ve kağıt haline getiriyor. <span style="color: #800080;"><strong>Bu kağıt parçasını satan alan kişi de ünlü şair Fuzuli</strong></span>.</p>
<p><span id="more-2275"></span></p>
<p>Osmanlı paşasının isteği üzerine Leyla ve Mecnun hikayesini muhteşem bir <img class="alignleft" src="https://lh5.googleusercontent.com/-2R6VZIBBnkI/T1dtnPYdHrI/AAAAAAAADAI/DOjqN86U2lM/s450/IMG_9934%25281%2529.jpg" alt="" width="300" height="450" />Türkçe ile kaleme alıp bu kağıda yazan fuzulinin sırrını 350 yıl boyunca kitapta yer alan bu kağıt parçasının gözünden dinliyosunuz. Eşyaların ruhu konusu ile işlenen kitap Babil Cemiyetinin üstün bilim araştırmalarını ve yanlış ellere geçmesin diye bu araştırmaları şifreleyerek Leyla ve Mecnun kitabındaki beyitlere saklayan <span style="color: #ff0000;"><strong>Fuzuli ve daha sonraki 350 yılı anlatmakta. Bu süre boyunca sadece ülkemiz değil, kitabın dolaştığı bütün ülkeler hakkında sosyolojik ,ekonomik ve siyasal olduğu kadar edebiyat dünyasının değişimi hakkında da bilgi veriliyor.</strong></span></p>
<p>Bu süre zarfında toplumlardaki değişiklikler, değişen kültürler, basitleşen ve yozlaşan insanlar çok iyi aktarılmış. Özellikle Türk şiirindeki basitleşmelerin bir kitabın gözünden anlatılması ve bu yozlaşma yüzünden kitabın acı çekmesi çok etkileyici bir şekilde aktarılıyor.</p>
<p>Benim rahatsız olduğum son nokta ise her bölümün sonunda &#8220;ahh Leylaaaa&#8221; diye inleyen kitaptır. Bölüm sonunda  gereklide olsa gereksizde olsa  mutlaka Leyla için haykıran kaysın çığlığını duyuyorsunuz. Bu haykırışlar bana çoğu yerde çok gereksiz ve çok tekrar edilmiş gibi geldi. <span style="color: #800080;"><strong>Bilim dünyasının her geçen gün daha da yozlaşması ve insanların bireysel çıkarlarını ön plana çıkarmalarının gözler önüne serilmesi ise insan da geleceğe dair umut bırakmıyor.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/babilde-olum-istanbulda-ask-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Normal Olmak - Mutlu Olmak</title>
		<link>http://muhibbiler.com/normal-olmak-mutlu-olmak</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/normal-olmak-mutlu-olmak#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 12:34:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Gücü]]></category>

		<category><![CDATA[felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<category><![CDATA[normal]]></category>

		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2270</guid>
		<description><![CDATA[Neden hiç sevmediğimiz işleri yapmak zorundayız?
Neden hiç hoşlanmadığımız kişilerle iyi geçinmek durumunda kalıyoruz?
Giydiklerimiz, yediklerimiz-içtiklerimiz veya yaptığımız şeyler gerçekten yapmaktan zevk aldığımız şeyler mi?
Mutluluk ulaşılmaz bir hayal mi yoksa onu öteleyen davranışlarımız mı? 
Başkaları o kadar mutlu gözükürken ben neden pişmanlıklar içindeyim? 
Hayatımızda kaç tane keşke var?
Normal bir yaşamın insana düşündürttüğü daha nice soru bu satırlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/-cbS-ZuQ5LLU/T1C6ki08WzI/AAAAAAAAC50/7pVwO45st4k/s568/don.jpg" alt="" width="398" height="336" /><span style="color: #800080;">Neden hiç sevmediğimiz işleri yapmak zorundayız?</span><br />
<span style="color: #ff0000;">Neden hiç hoşlanmadığımız kişilerle iyi geçinmek durumunda kalıyoruz?</span><br />
<span style="color: #800080;">Giydiklerimiz, yediklerimiz-içtiklerimiz veya yaptığımız şeyler gerçekten yapmaktan zevk aldığımız şeyler mi?</span><br />
<span style="color: #ff0000;">Mutluluk ulaşılmaz bir hayal mi yoksa onu öteleyen davranışlarımız mı? </span><br />
<span style="color: #800080;">Başkaları o kadar mutlu gözükürken ben neden pişmanlıklar içindeyim? </span><br />
<span style="color: #ff0000;">Hayatımızda kaç tane keşke var?</span></p>
<p><strong>Normal bir yaşamın</strong> insana düşündürttüğü daha nice soru bu satırlara dizilebilir.<span style="color: #ff0000;"><strong> Hayatınızın sizin kontrolünüzde olmadığını, başkalarının dayatmalarıyla devam eden bir süreç gibi hissediyorsanız ilerleyen satırları dikkat okumanızı tavsiye ederim. </strong></span></p>
<p>Öncelikle bir kilit kelime belirleyelim. O kilit kelime <strong>&#8220;NORMAL&#8221; </strong>olsun. Normal olmayı, başkalarına benzer biçimde yaşamakla eşdeğer tutarız. Farklılıklarımızı törpülemeyi, dikkat çekmemeyi, şaşırtıcı tepkiler vermemeyi, toplumun dışına itilmemeyi, korkutucu ve yadırganır olmamayı, anlaşılmayı, sevilmeyi, onaylanmayı önemseriz. Mutluluğun ancak başkalarının bize sunabileceği bir armağan olduğu yanılgısına kapılırız. İçimizden yükselen isyankar sesleri sorgulamadan bastırır, gelenekleri, sosyal kuralların, öğretilmiş yaşam biçimlerinin koruyucu gölgesine sığınırız. *</p>
<p><strong>Bir Not:</strong></p>
<p>Eski Sovyetler Birliği&#8217;nde yaşarken yönetim aleyhine konuşmuş olsaydınız, politik bir suç yüzünden, hapse gönderilmez, akıl hastanesine yatırılırdınız. Neden? Çünkü o dönede Sovyetler Birliği parti tarafından &#8216;işçilerin cenneti&#8217; ilan edilmişti. Cennette yaşamayı reddeden açıkça delidir. Yeterince mantıklı olmakla beraber, cehenneme her gün hep birlikte cennet demek pekte mantıklı değil.  **</p>
<p>Bu o dönemin normaliydi ve yaşayan herkesin bunu kabullenmesi normal sayılmıştı.<br />
<span id="more-2270"></span><br />
Yine bir başka örnekte 19.yy&#8217;da New York&#8217;undan. Bu dönemde New York&#8217;ta devlet hizmetinde çalışmak isteyenler kafatası ölçüleri sınavından geçmeleri gerekiyordu. &#8220;Kafatası bilimi&#8221; insanların kişisel özelliklerinin kafalarında varolan yumrulardan belli olduğunu iddia eden bir bilim dalıydı! Sol kulak arkasında bir yumru olması cesur biri olduğunuzu, sağ kulağınızın arkasında bir yumru bulunması ise bencil biri olduğunuzu gösteriyordu. Kafatasının çeşitli yerlerindeki yumrulara göre insanlar sayısız karakter özellikleriyle değerlendiriliyorlardı. Ama kafatası biliminin asılsız olduğu ilerleyen dönemlerde ortaya çıktı. **</p>
<p>Yine bu dönemin normal kabul edilen fiziksel özellikleri vardı ve o özelliklere uymayan kişiler toplum tarafından baskı altında tutuldular.</p>
<p>Günümüzde ise kişiler bedensel özellikleriyle değil, bedenlerini işlevleriyle değerlendiriliyor. Kökleri itibariyle göçebe özellikler taşıyan Türk toplumu değişmiş, dönüşmüş ve bugün kendi yurdunu dahi gezmeyen insanlar haline gelmiş. Normal olan daha sabit bir yaşam kabul edilmiş. (ki buraya ayrıca belirtmek gerek, &#8220;adamlar bizim ülkemizi bizden daha iyi biliyor&#8221; cümlesini hayatımızda en az bir kez duymuşuzdur)</p>
<p>İnsan mutlu olmak için önyargısız bir anlama çabası içinde bulunmalıdır. Yukarıda verdiğim örneklerdeki yaşamlar bugün ne kadar normal dışı geliyorsa, yaşanılan dönemlerde de o derece normaldi. Dolayısıyla normal ve normal dışılık net olarak ayırt edilebilen kavramlar değillerdir. Yani siyah ve beyaz gibi net değildir ve aynı zamanda her birimiz farklı renk tonları arasında gidip gelen varlıklarız. Mutluluk bu farklı renkleri hissedip önyargısızca yaşamakta gizlidir.</p>
<p>Kimi zaman kendimizi asla yapmam dediğimiz şeyleri yaparken yada hep yapacak olduğumuzu düşündüğümüz şeyleri yapmayı reddederken buluruz. Ama çoğu zamanda yapmış-yapmamış olduğumuz bu şeyler için gecikmiş oluyoruz. Hayat başkalarının normal kabul edip dayattıkları arasında eriyip gidiyor. Oysa Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yazdığı Bana Bir Şeyhler Oluyor oyununda Atlan Erkekli&#8217;nin seslendirdiği gibi,<em><strong> &#8220;&#8230;yaşamak dedi tek marifetiniz biraz özen gösteriniz&#8230;&#8221;</strong></em></p>
<p>Öğüt verici bir halde olmak istemem, fakat hayata yalnızca bir defa geliyoruz ve her kişi diğer kişilerden farklıdır. Farklılıklarımızdan çekinmemeyle başlayacaktır mutluluk. <span style="color: #ff0000;"><strong>Hayat, başkalarıyla aynı hayatı yaşadığımızda monoton, farklılıklara önyargısızca şans verdiğimizde yaşanası olacaktır</strong></span>.</p>
<p><iframe width="480" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/tHrp2HORMVM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><em>Yararlanılan Kaynaklar</em></p>
<p><em>* [Yeni Başlayanlar İçin Psikoloji - Dr. Şule Tankut Jobert]<br />
</em></p>
<p><em>** [Felsefe Hayatımızı Nasıl Değiştirir? - Lou Marinoff]</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/normal-olmak-mutlu-olmak/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm Saatleri (Agatha Christie) - Kitap Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/olum-saatleri-agatha-christie-kitap-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/olum-saatleri-agatha-christie-kitap-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 23:41:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Yorumları]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm saatleri]]></category>

		<category><![CDATA[Polisiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2266</guid>
		<description><![CDATA[Agatha Christie polisiye romanın kraliçelerindendir. (Bu tahtı Patricia Highsmith ile paylaştığı fikrindeyim) Dolayısıyla onun kitaplarını okuyup beğenmemek -eğer polisiyeden hoşlanıyorsanız- imkansız gibi bir şeydir.
Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi&#8217;ndeki bir sahaftan satın aldığım &#8220;Ölüm Saatleri&#8221; elimde 3 gün yaşayabildi. Son derece akıcı ve merak uyandırıcı bir hikaye. Konusundan da birazdan bahsedeceğim bu kitap, senaryolaştırılıp filme de çekilmiş. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-up0wdJOjsXE/T0bNCx1mWnI/AAAAAAAACxY/Y9oYP23FvmQ/s512/olum-saatleri.jpg" alt="" width="318" height="463" />Agatha Christie polisiye romanın kraliçelerindendir. (Bu tahtı Patricia Highsmith ile paylaştığı fikrindeyim) Dolayısıyla onun kitaplarını okuyup beğenmemek -eğer polisiyeden hoşlanıyorsanız- imkansız gibi bir şeydir.</p>
<p>Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi&#8217;ndeki bir sahaftan satın aldığım<span style="color: #ff0000;"><strong> &#8220;Ölüm Saatleri&#8221; </strong></span>elimde 3 gün yaşayabildi. Son derece akıcı ve merak uyandırıcı bir hikaye. <span style="color: #ff0000;"><strong>Konusundan da birazdan bahsedeceğim bu kitap, senaryolaştırılıp filme de çekilmiş. </strong></span>Bunu henüz öğrendim ve bu filmden de kısa bir bölümü paylaşmak istedim. (<strong><em>Ki bu o kadar kolay olmadı! Bulduğum video çok sorunluydu, tüm gün uğraştım ancak halen ses ve görüntüde ufak bir uyum sorunu var. Sorun olmamasını umarım</em></strong>)</p>
<p>Daha önce <a href="http://muhibbiler.com/trendeki-yabancilar-kitabi-ve-filminin-yorumu">Trendeki Yabancılar</a> ve <a href="http://muhibbiler.com/ejderha-dovmeli-kiz-kitabinin-yorumu">Ejderha Dövmeli Kız</a> kitaplarında da böyle bir tercih imkanı olmuştu. Hem kitap hem de filmi bulunan bu eseri, bir şekilde temin etmenizi tavsiye ederim. Polisiye severlerin zekalarını okşayacak bir eser.</p>
<p><strong>Konu:</strong></p>
<p>Shelia Webb genç güzel bir kızdır. Babasını seneler önce kaybetmiş Shelia, Cavendish Sekreterlik ve Daktilo Bürosu&#8217;nda yazıcı olarak çalışmaktadır. İşi sayfalarca yazı yazdırmak isteyen müşterileri ziyaret edip, yazılarını yazmaktı.<br />
<span id="more-2266"></span><br />
Genellikle kimin hangi adrese gideceğine büro sahibesi Bayan Martindale karar vermekteydi. Ama o günkü müşteri, yazman olarak Shelia&#8217;nın gelmesini özellikle belirtti !</p>
<p>Bayan Martindale, Shelia&#8217;ya Wilbraham Crescent sokaktaki 19 numara çağırıldığını iletti. Ev sahibesi Bayan Permash&#8217;in randevu saatinde evde olamayabileceği ama kapısının kilitli olmadığı, içeri girip beklemesi de ayrıca not edilmişti. Shelia ne bu adresi, ne de Bayan Permash ismini daha önce duymuştu. Ama iş iştir ve gitmesi gerekmektedir.</p>
<p>Shelia randevu saatinde 19 numaralı evde olur ve belirtildiği gibi Bayan Permash evde yoktur. Kapıyı açıp salona geçer.<span style="color: #800080;"><strong> Tam koltuğa oturacakken, karşısındaki koltuğun ardından gözüken bir çift erkek ayakkabısı dikkatini çeker. Shelia oraya doğru gider ve o an şok yaşar. Yerde bir ceset vardır ! </strong></span></p>
<p>Dona kalmış Shelia&#8217;nın gözleri kocaman olmuştur. Tek ses çıkaramamaktadır. O sıra salona yaşlı ve gözleri görmeyen bir kadın girer. Kadın, ev sahibesi Bayan Permash&#8217;tir. Bastonuyla yolunu bulmaktadır ama aynı zamanda hisleri de çok kuvvetli olduğu için odada biri olduğunu hemen sezer. &#8220;Orada kim var?&#8221; diye bağırır. Shelia&#8217;nın ağzından bağırmayla tek cümle çıkar<strong> &#8220;DUR CESEDE BASACAKSIN&#8221; </strong></p>
<p>Shelia korkuyla sokağa koşar&#8230;</p>
<p>NOT: Odada cinayet öncesi bulunmayan bir çok saat vardır ve her biri 16:13&#8242;ü göstermektedir.</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/uU8obuo4biI" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/olum-saatleri-agatha-christie-kitap-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşin Oğlu Filminin Yorumu</title>
		<link>http://muhibbiler.com/gunesin-oglu-filminin-yorumu</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/gunesin-oglu-filminin-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 12:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[film]]></category>

		<category><![CDATA[güneşin oğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2260</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Ben Fikri Şemsigil. Emekli edebiyat öğretmeniyim, ve yaşlanıyorum. Ve yaşlılığın bana öğrettiği bir şey varsa eğer, o da dünyanın mucizelerle dolu bir yer olduğu. İnsanların apartmanlarda üst üste yaşaması, bisikletin sadece iki tekerlek üzerinde gidebilmesi, uçakların havalanmaları değil belki ama, konmaları&#8230; Bunların hepsi birer mucize. Mucizelerin en büyüğü de ne biliyor musunuz? Yaşlanmak! Her iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-ng3jxOtInyw/TzzzjUH9acI/AAAAAAAACpw/zqQ_kaIIhtk/s640/Gunesin.Oglu.jpg" alt="" width="512" height="296" /></p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Ben Fikri Şemsigil. Emekli edebiyat öğretmeniyim, ve yaşlanıyorum. Ve yaşlılığın bana öğrettiği bir şey varsa eğer, o da dünyanın mucizelerle dolu bir yer olduğu. İnsanların apartmanlarda üst üste yaşaması, bisikletin sadece iki tekerlek üzerinde gidebilmesi, uçakların havalanmaları değil belki ama, konmaları&#8230; Bunların hepsi birer mucize. Mucizelerin en büyüğü de ne biliyor musunuz? Yaşlanmak! Her iki tarafı ayıran çizginin tam ortasında öylece durmak. Dönüp istediğin tarafa uzun uzun bakabilmek mahareti&#8230; İster yaşama bak, ister ölüme. Bu güç bazen insana o kadar fazla geliyor ki ne yalan söyleyeyim şimdiki aklım olsa yaşlanmazdım diyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Yaşlılığın iyi tarafları da var tabii. Mesela biz yaşlanan insanlar hiç istemesek bile her şeye inanmaya hazırızdır. Özellikle de mucizelere! Çünkü kalplerimiz o kadar çok hayal kırıklığıyla doludur ki, her zaman yeniden başlamayı hak ettiğimizi düşünürüz&#8230; Son düdükten önce, son bir fırsat. Volelik bir orta, bir temdit penaltısı&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Bir sabah uyandığımızda bakıcaz ki, her şey değişmiş. Artık 25 yaşındayız ve yanımızda yatan 40 yıllık karımız değil, karşı apartmandaki fıstık ! Ama her sabah uyandığınızda bakarsınız ki, her şey yine aynıdır&#8230; O bildik sabahlardan bir sabah&#8230;&#8221;</p>
<p>Güneşin Oğlu, Köksal Engür&#8217;ün canlandırdığı Fikri&#8217;nin bu cümleleriyle başlıyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>Yılların getirdiği monotonluktan sıkılmış Fikri&#8217;nin eğlenceli ve ama sitem dolu sözleri, o gün çok uzun zamandır beklediği mucizeyi yaşamasına vesile olacaktır. Hayatında değişim yaşamak isteyen Fikri, bu isteğinden çok pişman olacaktır</strong></span>.<br />
<span id="more-2260"></span><br />
<strong>Fantastik komedi türündeki filmin konusundan bahsedelim biraz:</strong></p>
<p>O gün, tarihin gördüğü en önemli güneş tutulmalarından biri yaşanacaktır. Tüm haberlerde günün en önemli haberi olarak duyuruluyordur. Fikri&#8217;de bu güneş tutulmasının hayatındaki değişime sebep olacağı bilmeden, merakla güneşi izlemektedir; evinin camından, mahallenin parkından&#8230; İşte ne olduysa o parkta oluyor. Güneş tutulmasını izlemek üzere teleskobunu kuran bir genç, oracıkta ölür. Fikri onun bayıldığını düşünür, yanına gider yoklar ama fazla uğraşmayıp, teleskobu yürütüp evine gider.</p>
<p>Güneş tutulması gerçekleşir. Fikri teleskoptan bu doğa olayını izler&#8230; Ama artık teleskoptan bakan göz Fikri&#8217;nin gözü değil, parkta düşüp ölen Ahmet&#8217;in gözüdür. Hatta sadece gözü değil, toptan Ahmet&#8217;in bedenidir. Fikri&#8217;nin ruhu Ahmet&#8217;in bedenine girmiştir. (Bir not düşelim: Ahmet, Fikri&#8217;nin hayran olduğu karşı komşusu fıstık Şule&#8217;nin gözdesidir.)</p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Ama tüm karışıklık bu kadarla da kalmayacaktır. Fikri&#8217;nin ruhu özgür kalmıştır. Artık bedenden bedene geçebilmektedir. Ortalık fena halde karışır ! </strong></span></p>
<p>Zevkle izleyeceğiniz düşündüğüm filmin oyuncu kadrosu da oldukça iyi. ( Haluk Bilginer, Özgü Namal, Hümeyra, Köksal Engür, Bülent Emin Yarar başrolü paylaşanlar.)</p>
<p>Fantastik hikaye Türk sinemasında az görülen bir tür. İzleyicilerin çoğu zaman acımasızca eleştirilerine maruz kalan da bir alan. Zannederim ki izleyici, bu türden film izlerken mantık arıyor. Ama fantastik hikayeler düşüncenin zenginliğinden üretiliyor. Eğlenmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir film olmuş. Referans olarak şunu belirtmekte yarar var; Güneşin Oğlu filminin senarist ve yönetmeni Onur Ünlü. Ki Onur Ünlü şu sıralar TRT&#8217;nin en çok ilgi toplayan dizisi Leyla ile Mecnun&#8217;un da yönetmeni. Ayrıca Ünlü&#8217;nün son sinema filmi Celal Tan ve Ailesi&#8217;nin Aşırı Acıklı Hikayesi filmidir.</p>
<p style="text-align: left;">Yok hala film saçma diyeniniz olursa, Alper Canan&#8217;ın kapanış cümlesine dikkat ediniz: &#8220;Yapılan işin seyircisi, saçmalığıyla doğru orantılıdır&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Skuh0S0gb70" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/gunesin-oglu-filminin-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı Tavşanken - Sarah Winman - Kitap Tanıtımı</title>
		<link>http://muhibbiler.com/tanri-tavsanken-sarah-winman-kitap-tanitimi</link>
		<comments>http://muhibbiler.com/tanri-tavsanken-sarah-winman-kitap-tanitimi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cefe</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>

		<category><![CDATA[kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhibbiler.com/?p=2255</guid>
		<description><![CDATA[Birazdan okuyacağınız satırlar Hera Kitap&#8217;ın Muhibbiler Blog&#8217;la paylaştığı tanıtım yazısıdır. Halen okumakta olduğum bu kitabın tanıtım yazısını daha fazla geciktirmemek adına bu tanıtımı paylaşıyorum. Kitapla ilgili yorumlarımı daha sonradan bu başlık altında yorum kısmına da ekleyeceğim.
Ama Hera Kitaba Muhibbiler Blog olarak teşekkür etmek isteriz. Kendileri Muhibbiler Blog okurlarına hediye etmemiz için kitap yolladılar. Bunun için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="https://lh4.googleusercontent.com/-6pxn6sjG_DE/TzbIAf8kkxI/AAAAAAAAClk/MkOOqiqgLyo/s453/9786054423040.jpg" alt="" width="292" height="453" /><strong><em>Birazdan</em></strong> okuyacağınız satırlar Hera Kitap&#8217;ın Muhibbiler Blog&#8217;la paylaştığı tanıtım yazısıdır. Halen okumakta olduğum bu kitabın tanıtım yazısını daha fazla geciktirmemek adına bu tanıtımı paylaşıyorum. Kitapla ilgili yorumlarımı daha sonradan bu başlık altında yorum kısmına da ekleyeceğim.</p>
<p>Ama Hera Kitaba Muhibbiler Blog olarak teşekkür etmek isteriz. Kendileri Muhibbiler Blog okurlarına hediye etmemiz için kitap yolladılar. Bunun için bizde <a href="http://www.facebook.com/muhibbiler" target="_blank"><strong>Muhibbiler Facebook</strong></a> sayfamızda etkinlik hazırlayıp çekilişimizi duyurduk.</p>
<p>İşte o kitap:</p>
<p><span style="font-style: italic; font-weight: bold; ">Sırların, her şeye yeniden başlamanın, dostluğun, aile olmanın, sevinçle üzüntünün ve bütün bunların arasında yaşananların hikâyesi&#8230;</span></p>
<p><strong><em>Her şeyden çok da sevginin her türlü haline ilişkin&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>Sarah Winman</strong>&#8216;ın kısa zamanda büyük başarıya ulaşan ilk romanı <strong>TANRI TAVŞANKEN</strong> etkileyici hikâyesiyle akıllara o bildik soruyu getiriyor: <em>&#8220;Neden kötü şeyler iyi insanların başına gelir?&#8221;</em></p>
<p align="right"><strong><em>O sabah kaybettiğim şeyi anlattım: Ruhumun tanığını, </em></strong></p>
<p align="right"><strong><em>hayallerin küçük ve ulaşılabilir olduğu çocukluk çağımın gölgesini. </em></strong></p>
<p align="right"><strong><em>O günleri işte: Şekerlerin para, tanrının tavşan olduğu&#8230; </em></strong></p>
<p>Sarah Winman, kitabın küçük kahramanı Elly&#8217;nin ve masumiyetini kaybedişinin akıllardan çıkmayacak hikâyesini son derece dürüst ve cesur bir ifadeyle anlatıyor. Harika ama kusurlu bir ailenin hegemonyasıyla, onların gündelik yaşamlarını biçimlendiren sıradan ve sıradışı olayların çarpıcı bir portresi olan bu roman kısa zamanda 30 ülkede yayınlanmış ve 25 dile çevrilmiştir.</p>
<p><strong><em>Tanrı Tavşanken</em></strong>, 1968&#8242;de başlayıp Essex&#8217;ten Cornwall&#8217;a ve New York sokaklarına kadar uzanan kırk yıllık bir yaşam öyküsünü ve bu öykünün kahramanları Elly&#8217;yle ağabeyi Joe arasında gelişen sevgi bağını, Elly&#8217;nin gizemli arkadaşı, alışılmadık bir kişilik Jenny Penny için duyduğu artan endişelerini konu ediniyor.</p>
<p><span id="more-2255"></span></p>
<p><strong><em>Tanrı Tavşanken</em></strong> esprili dili, tuhaflıkları ustaca ve bazen de esrarengiz biçimde çizilmiş ilgi çekici karakterleriyle gerçek dostluğa ve kardeş sevgisine yazılan bir aşk mektubudur.</p>
<p><iframe width="640" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/jLnDDPX3ttE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Eğlenceli, okurun merakını kamçılayan, hem capcanlı hem de dokunaklı bir kitap olan <strong><em>Tanrı Tavşanken</em></strong>, edebi kariyerin başlangıcında, olağanüstü bir kurgu içinde yeni bir soluk müjdeliyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhibbiler.com/tanri-tavsanken-sarah-winman-kitap-tanitimi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

