Dün bir makalede bir yazı okudum.Yazar,sonbaharın gelişini haberdar ediyordu okuyucularına ve şöyle anlatıyordu: Sonbaharı,hüzünden buruk bir tat alan insanlar sever.Tıpkı acı seven insanların acılı yemek yerken bir yandan yanan ağızlarından şikayet etmesi,diğer yandan da yediklerinden lezzet alması gibi…
Acıdan keyif almak! Düşündüm bir sonbaharın,insanlara neler hissettirebileceğini.Kimisi için sıcak ve uzun geçen yaz günlerinin bittiğinin habercisidir sonbahar,kimisi için soğuk kışın kapıya dayandığının.Yani ilk aklıma gelen ya bitişti ya da başlangıç.Oysaki sonbahardan zevk alanları hiç düşünmemiştim bugüne kadar! Sonra fark ettim ki; tüm hüzünlü şarkıların bir köşesinde sonbahardan bir iz var.Her şarkıya,her şiire ilham olmuş sonbahar ve getirdiği hüzün. Meğersem hüzünden zevk alanların ruh haliymiş sonbahar…
İnsanı evine hapsedip,battaniyenin altına sokup,kışı çağıran sessiz bir çığlık gibi.Sıcak yaz günlerinden sonra esmeye başlayan ilk rüzgarların tenimizi tatlı tatlı serinletmesi önce insanların hoşuna gider.Ancak gün geçtikçe sertleşen o rüzgarlar,insanları kasvete ve sonrada eve sokar.Ben sanırım,ilk esen sonbahar rüzgarlarından kısa bir süre zevk alanlardanım! Şimdi ise,sonbaharın bu ilk rüzgarlarıyla gelen tatlı serinlemeye kendimi bırakıp,kısacık sürecek olan sonbahar zevkimi yaşıyorum.
Kaçırmayın derim…





















