top-image

Geçenlerde üstad Haşmet Babaoğlu’nun yazısından alıntı yapmış , yüksek lisans öğreniminin ne kadar gerekli olduğu konusunda fikir beyan etmiştim , üstadın yazısıyla . Yazı Sabah Gazetesinde yayınlandıktan sonra öğretim görevlileri , hocalar siz yüksek lisans öğrenimini küçümsüyorsunuz , aşağılıyorsunuz diye tepki göstermişler .

Eğitim Hayatı ve Hayat Mücadelesi Tercihi başlıklı yazımda yazmıştım yineleyelim . Yüksek lisans iş bulmayı kolaylaştırıcı bir süreç değildir . İnanın değildir . Bunu anlamak için iş başvurusunda bulunmanızı tavsiye ederim şu sıra . Cv’nizi uzatın bakalım kaç saniye bakacaklar ona . Üstün körü bakılıyor geçiliyor . Mutlaka bir imaj yaratırsınız ancak esas olan sosyal yanınızın güçlülüğüdür . Kendini ifade edebilmen , özgüvenin , stres altındaki dayanıklılığındır . Yoksa cv’niz de yazan yüksek lisans gerçekten sadece imaj yaratır .

Üstadın alıngan akademisyenlere yanıt verdiği yazısından alıntı yapıp , iş bulma kaygısı yaşayan tüm kaderdaşlarımın kulaklara küpe niyetinde derim =)

“Çok söven ama az öven bir toplumuz.
Çok aşağılayan ama değer vermekte zorlanan bir toplumuz.
Ona buna hayranlıktan ayılıp bayılan ama iş yapılanı takdir etmeye gelince, bundan kaçınan bir toplumuz. (Bu hayranlık ve takdir ayrımı önemli, ayrı bir yazı yazmalıyım.)
Tam da bu yüzden galiba..
Hepimiz fena halde alınganız!
Alınganlığımız, sınır tanımıyor.
Alınganlığımız, zihnimizi bulandırıyor.
Hatta öfkelerimizin çoğunda gereksiz alınganlıklarımızın izi var.

Geçen hafta…
Bir kısım gençte gözlemlediğim, hiç hedef koymadan arka arkaya yüksek lisans yapma hevesinin arka planını sorgulayan bir yazı kaleme aldım.
Bu gençler hayatın “cehennemi” ne dahil olup sorunlar ve sorumluluklarla boğuşmak yerine bir süre daha öğrenci kalıp yetişkin dünyaya sırt çeviriyorlardı.
Hayat sınavı“nda gerçeklerle yüzleşme biraz daha ertelensin diye onlarca üniversite sınavına girmeye hazırdılar!
İşte bu nokta üzerinde biraz düşünelim istedim.
Vay sen misin bunları yazan!
Gazeteye gelip posta kutumu açınca ne göreyim…
Bazı akademisyenler ve doktora öğrencileri hiç beklemeden mektuplarını döşenmişler..
Yok “kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş!”
Yok, “bu kadar büyük bir genellemeyle, yüksek lisans yapanların alın terleri nasıl küçümsenirmiş!”
Yok, “bilimsel bilgi peşinde koşmayı özendirmem beklenirken bunu küçümsemem çok ayıpmış!” Hatta “Alaçatı’da biraz daha çekirdek çitlememi ve bu konulara bulaşmamamı” isteyen biri bile çıktı!


Pes, doğrusu!
Arkadaşlar, kusura bakmayın ama bu türden tepkilerinizi zihni bulanık bir alınganlığın ürünü sayıyorum.
Öyle ki, okuduğunuzu anlamamış ya da anlamak istememişsiniz!
Yahu, yazımın daha başında bir hikâye vardı…
Hani dünyanın dört bir yanında üst üste yüksek lisans yapan gence “bilimsel bir amacın ve akademik kariyer düşüncen var mı peki?” diye sorunca, upuzun bir “yooooooo!” cevabını almam üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdiğimi belirtmiştim.


Ne ilgisi varsa artık, “yüksek lisansı nasıl küçümsersin?” diyen arkadaşlara bir önerim var.
Bilmem farkında mısınız?
Yüksek lisansı asıl küçümseyen üniversite kurumunun kendisidir.
Yüksek lisans öğrencisine köle muamelesi yapan, fakat bilimsel çalışmalarında hiçbir destek vermeyen üniversite yönetimleridir.
Yani… Şu öfke ve tepki iradenizi biraz da o noktaya yöneltseniz, diyorum..

Son olarak..
Gülünçsünüz! Yüksek lisans yaptınız mı, nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz” diyerek mektuplarına başlayan bir iki arkadaşa…
Ben de şunu sorayım: Siz Asaf Savaş Akat’la, Nur Vergin’le, Şirin Tekeli’yle, Sencer Divitçioğlu’yla yüksek lisans eğitimi görmenin nasıl güzel ve derin bir deneyim olduğunu biliyor musunuz?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bu yazi guzel dimi :) Paylassana!

Bi de yorum yaz tamamdır :)

Bir Yorum Yollasana :)




*
Yorumlari Spamlardan ayirmak icin Resimdeki Kelimeyi Bos Alana yazin.
Anti-spam image

Muhtemelen Benzer Yazilar

bottom-img