top-image

Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası “Kanun-i Esasi” , bugünkü anayasa tartışmalarından çok daha zorlu bir yoldan doğmuştu. İktidar mücadeleleri, sürgünler, tehditlerle geçen o dönemden bir kesit sunmak isterim:

1299′dan 1876′ya kadar meşrutiyet anlayışı dışında bir idare şekli ile yönetilen Osmanlı Devleti’ni Fransız İhtilali’nden sonra dünyayı hızla saran demokratik sistem tehdit etmeye başlamıştı. Klasik monarşilerin yaşama şansı halkla ortak bir idare kurulmasına bağlıdır. Osmanlı idarecileri bu gerçeğin farkındaydı. Yalnız Osmanlı toplumunun kendine has bir sistemi olup, Batının demokrasi ile birlikte geliştirdiği toprak, endüstri, sermaye birikimi gibi hususlara çok yabancı kalması Batı ile aramızdaki farkı yaratıyordu. Bu bakımdan Osmanlı Devleti bünyesine uygun bir anayasa hazırlamak uzun bir zaman gerektiriyordu. Ancak Sadrazam Mithat Paşa aceleci davrandı ve bunun bedelini ağır ödedi !

Kanun-i Esasi’nin ilk çalışmalarını Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa’nın başlatması gerekliydi ancak 2,5 aylık sadrazamlığı sonunda Rüştü Paşa istifa etmişti. Ayrılırken yerine Mithat Paşa’yı önermişti. Saray ekibinin de aynı görüşü paylaştığını fark eden Sultan Abdülhamit ise Mithat Paşa fikrini benimsemiyor ve kendisinden pek hoşlanıyordu. Ama onun yerli ve yabancılar üzerinde bıraktığı itibar ve şöhreti de göz ardı edemezdi. Böylece Mithat Paşa sadrazam oldu.

Kanuni Esasi metinlerinin tespiti çalışmalarında, Mithat Paşa, sultanla aralarında hükümet idaresi ve diğer bazı maddelerde anlaşmazlığa düşmüşler, ayrı fikirleri paylaşmışlardı. Bu bakımdan kendisi hakkında padişahın ne düşündüğünü tahmin ediyor ve fazla güven duymuyordu. Buna rağmen kabul etmesinde en büyük etken, etrafına fazla güvenmesi ve arkadaşlarına “benim arkamda millet var” diyerek padişahın kendisi hakkında olumsuz görüşlerini bildiği halde mücadele edebilecek gücü kendisinde görmesindendir.

Mithat Paşa’nın başkanlığındaki heyet tarafından Kanun-i Esasi’nin hazırlanması sırasında tartışmalar meydana gelmekte ve bilhassa tartışmanın konusu padişahın hukukunu tespit etmek gerekiyordu. Bu anayasanın “113. maddesi” hükümdara siyasi bakımdan mahzurlu gördüğü şahsı sürmek hakkını tanıyor. Halbuki böyle bir hak 1839 Tanzimat Fermanı ile kaldırılmış olduğu için, tam bir geriye dönüştü. Bu maddenin Mithat Paşa tarafından mahsus koydurulduğu söylenmektedir. Çünkü yeni rejimde ölünceye kadar iktidarda kalmayı uman paşa , bu suretle muhaliflerini sürmek istemiştir. Nitekim birkaç devlet adamını sürdürdüğü de olmuştur. II. Abdülhamit muhakemesiz sürülmenin Tanzimat’a aykırı olduğuna dikkat çekmiş fakat aksi halde istifa edeceğini söyleyen Mithat Paşa’yı ikna edememiştir.

Yine anayasa çalışmaları içinde Mithat Paşa, anayasaya, imparatorluktaki her milletin kendi dillerini resmen kullanabileceklerini koydurmak istemiş, hazırlanan taslağın bir maddesi aynen şu şekilde geçmiştir;

“Osmanlı halkının her biri , kendi lisanı üzere talimü tekellünde serbesttir.”

II. Abdülhamit bu tartışmaları öğrendiği zaman Mithat Paşa’yı çağırtır ve kendisine aynen şunları söyler:

“Bilmeliydiler Paşa; nasıl Kur’an-ı Kerim Arapça tilavet etmekten vazgeçmezsem, devletimin toprakları üzerinde de, Türkçe konuşulmasından ve Türk dilinden başkasını kabul edemem. Böyle bir maddenin yer alacağı anayasayı bana getirmeyiniz !”

Daha taslak halindeki bu anayasayı İngiliz büyükelçiye de yollatan Mithat Paşa , oradan gelen Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışamayız uyarısıyla yine şok yaşamıştı.

Yaşanan gerginlikler, sürtüşmeler ardından Kanun-i Esasi 23 Aralık 1876′da Beyazıt Meydanı’nda törenle ilan edildi. Dualar , şenlikler , kutlamalar ardı ardına yapılıyor; Sultan Abdülhamit ve Mithat Paşa alkışlarla karşılanıyordu her bir yerde. Türklerden başka Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler kendi dillerinde nutuklarla kutladılar bu günü.

Mithat Paşa bu tebriklere iadeyi ziyaretle cevap verdi. Sürgüne yollananlara af çıkardı. Ama bir diğer yandan yeni sadrazamın çevresinde yer almak isteyenler ve bulundukları mekii beğenmeyenler arasında kıyasıya bir kavga da başladı. Mithat Paşa’nın aleyhine işleyen süreçte, muhalifleri tarafından her gün yeni söylentiler çıkarılıyordu.

Ve Mithat Paşa , II. Abdülhamit’i çileden çıkaracak bir karar daha almıştı !

Müslüman ve Hıristiyan gençlerden gönüllü ordusu kurmak istemiş ve bu kararı kısa zamanda gerçekleştirme aşamasındayken Abdülhamit bu gençleri Seraskerliğe müracaatla I. Orduya yazılmaları konusunda sadrazamı  ikaz etti. İstanbul’da yürüyüşler yapan ve kendilerine “Millet Ordusu” adını veren bu gençler “Biz Bab-ı Ali’nin askerleriyiz. Seraskerliğin mahiyetinde askerliği kabul etmeyiz.” gibi beyanlarda bulundular.

Bu hazırlıklar kime karşıydı ?

Mithat Paşa’nın her hareketini ve kararlarını gözden kaçırmayan Abdülhamit, sarayın Bab-ı Ali’ye karşı üstünlüğünü hissettirmenin zamanı geldiğine karar verdi !

Yıllardan 1877 , günlerden 5 Şubat Pazartesi’dir.

Mithat Paşa erkenden Bab-ı Ali’ye gelmiştir. Daha masasının başına oturup kahvesini içmeden saraydan çağırıldığı bildirilmiştir. Aynı arabaya binerek gider saraya… Fakat Sultan’la görüşemez… Kendisini Başkatip Eğimli Said Paşa karşılar. Kuru, boğuk bir sesle: “Paşa hazretleri” der, “Mührü hümayunu bana derhal, şimdi iade etmeniz emredildi.”

Mithat Paşa, padişah ile görüşüp görüşemeyeceğini sorar.

“Bu sabah Sadrazam’dan başkasını kabul etmeyeceklerini irade ettiler” cevabını alır…

Ama asıl dramatik olay bu mühür iade sahnesinden sonra meydana gelir. Eski sadrazam:

“O halde” der, “Sadakatimi lütfen kendilerine tebliğ ediniz. Ben de, aynı araba ile evime gideyim…”

Verilen cevap tokat gibidir.

“Paşa hazretleri; şimdi emrinize tahsis edilen İzzetti Vapuru ile İstanbul sınırları dışına çıkarılmanız hakkında irade-i seniyye var. Ailenizle bile görüşemeyeceksiniz. Sizi derhal vapura götürecekler…”

Hiç parası olmadığını söyler…

“Bu husus düşünüldü” denir… “Buyrunuz 500 altın”

Son sualini sorar: “Güzel ama, sadaretten azledildim, tamam. Fakat beni hangi hukuka dayanarak sürüyorlar?”

Cevap kısa olur.

“Anayasanın 113. maddesine göre paşa hazretleri…”

NOT: Tarihin tartışmalı padişahı Abdülhamit kitabından yararlanılmıştır. Kitap tarafımca tekrar tanıtılacaktır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bu yazi guzel dimi :) Paylassana!

Bi de yorum yaz tamamdır :)

2 Yorum to “Osmanlı’nın İlk ve Son Anayasası Hazırlayanına Sürgün Getirdi !”

  1. Hande diyor ki:

    Kendi kazdığı kuyuya düşmenin en güzel örneği olsa gerek bu tarihi bilgiler.

    Ayrıca tarih tekerrürden ibaretmiş de derler;
    -aynı aceleci tavırlar
    -aynı mantık
    -aynı söylemler!

    umarım tarih yine tekerrür eder!

    Hem tarihin bilmediğimiz ayrıntılarını, hem günümüzü aydınlatıcı bu bilgileri verdiği için Cefe’ye çok teşekkürler :)

  2. Arda diyor ki:

    Mehmet Akif Ersoy’un çok güzel bir sözü var tarih tekerrürden ibarettirle ilgili,Hasan Pulur’da yazılarında sık sık kullanır:”Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi”?

Trackbacks/Pingbacks

  1. Muhibbiler - Tarihin Tartışmalı Padişahı Abdülhamid Kitabı Yorumum

Bir Yorum Yollasana :)




*
Yorumlari Spamlardan ayirmak icin Resimdeki Kelimeyi Bos Alana yazin.
Anti-spam image

Muhtemelen Benzer Yazilar

bottom-img