top-image

ONCEKI YAZILAR

2001 yılında Güney Kore’de çekilen ve günümüzde hala popülerliğini koruyan harika bir filmdir My Sassy Girl. Ülkemizde “Hırçın Sevgilim” adı ile gösterilen bu filmi ilk izlediğimde yaşananların hayal ürünü ile yazılmış bir senaryo olduğunu zannetmiştim. Ama aslında Kim Ho-Sik adında bir gencin yaşadığı olaylar sonucunda duygu ve düşüncelerini ve kız arkadaşı ile yaşadıklarını bir blog da yazması ile başlamış olay. Blogdaki yazıları aslında acısını hafifletmek adına ve günlük tutar gibi yazan bu gencin bloğuna olan ilgi her geçen gün artmaya başladıkça Kim Ho-Sik’in hikayesi yapımcıların dikkatini çeker. Yaşanan bu sıra dışı aşk önce kitap olur, sonra senaryoya çevrilir. Bize de derin derin iç çekerek defalarca izlemek kalır.

Film Kyun-woo’nun , çılgın bir kolej öğrencisi olan kız arkadaşı ile 2 sene sonra buluşmak üzere sözleştikleri tepede başlar ( yani 2 sene geçmiştir ve o tepe de Kyun-woo sevgilsini beklemektedir). Sonra başından geçenleri izleyiciye anlatmaya başlar. O anlattıkça siz daha fazla filmin içine girersiniz. Pek çok filmde olduğu gibi daha ilk sahnelerden filmin sonunu tahmin etmeye çalışırsınız ama bu film diğerlerine benzemez, tahminlerinizi birkaç kez değiştirmek zorunda kalırsınız. Kim Ho-Sik’in yaşadıklarını blog da yayınlama kararı, yazmaya başlama sürecide filmde belirtilmiş. Hem bu yüzden, hem de oyuncuların inanılmaz doğal rol yapmalarından olsa gerek film o kadar sıcak geliyor ki insana tahmin edemezsiniz. Özellikle de günümüzde cinselliğin her sahnede gözler önüne serilmesinin sanat kabul edildiği bu dönemde tek bir cinsel sahnesi olmayan ama ne söylemek istediğini bir şekilde sizin kafanıza sokan bir filmdir.

…devamini oku

Yüzyılın Aşkları, Can Dündar’ın önce kaleme aldığı, sonra da belgeselini yaptığı buram buram aşk kokan bir kitap. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran insanlar ve yaşadıkları aşkları böylesine etkileyici bir yazıya ancak Can Dündar dökebilirdi.

Okurken hem o dönemleri yaşıyor, hem de aşklarının acılarını hissediyorsunuz. Hangi çiftler yok ki kitapta; Naciye-Enver, Latife-Mustafa Kemal, Afife-Selahattin, Piraye-Nazım, Eren-Bedri Rahmi, Ayhan-Adnan, İpek-Yüksel, Yıldız-Şükran, Fatoş-Yılmaz, Çiğdem-Melih. Siyasi ya da sanatçı kimlikleriyle az çok tanıdığımız bu insanların kalplerini de tanımamızı sağlayan bu kitabın, sabun köpüğü  aşkların yaşandığı ve sevgilerin çabuk tüketildiği yüzyılımızda mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.

Kitapla ilgili, Can Dündar’ın hiçbir söze gerek bırakmayan bir yazısını paylaşmak isterim.

YÜZYILIN AŞKLARI

Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, 1700′lerin ortalarında İstanbul’dan eşi Firdevs Hanım’a mektup yazmış. Hitap şöyle:

…devamini oku

YAŞAM, ÖLÜM, TANRI VE GENÇ OLMANIN İSYANI ÜZERİNE MUHTEŞEM VE SARSICI BİR ROMAN

Çoğu zaman kitapçıya girer; hedef kitabımı alır ve çıkardım. Ama bu kez amaçsızca rafların arasında dolaşırken gördüm onu. “Tanrı ile bütün ilişkimi kestim” yazıyordu kapağında. ” -Evet, bazen çoğu insan ona kızar ama herkesin önemli sebepleri var, ya senin?” diye sordum kitabın kapağına bakarken. İşte böyle tanıştım Linnea ile.

İsveçli yazar Katarina Mazetti bizi lise yıllarımıza geri götürüyor. Eğer lise yıllarınız bir hayli geçmişte kaldıysa bu kitap size basit bir günlük gibi gelebilir. Ama 2 saatte ve keyif alarak okuyacağınız bu kitaptaki çoğu olayda ” evet, bu duyguyu biliyorum” diyecek ve insanların size karşı duvardan farksız olduğu yıllarda sizin yapamadıklarınızı Linnea yaptığı için ona imreneceksiniz. Aslında sizde duvarla konuşan birisiniz.

“Tanrıya inanıyor musun, sorusu, kitap seviyor musun sorusu kadar anlamsız geliyor bana. Bunların cevabı hangi kitap ve hangi tanrı sorusuna göre değişir. İnsan tanrıya inanmaz, yalnızca ona karşı tutum belirler.”

…devamini oku

“Ekonomik tetikçiler (ET’ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı “yardım” kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar.

Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır.

Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim…

Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları isimli kitap bu cümlelerle başlıyor. Son 10 yıldır giderek artan şirketokrasi koşullarının perde arkasını sade bir dille anlatmış John Perkins.

Yaşadığımız dünya ekonomik sistemini bence en güzel bu “şirketokrasi” ifadesi karşılıyor. John Perkins’de kitabında belirtti üzere, bu bir liberalizm değil, sosyalizm hiç değil. Bu ancak şirketokrasi olabilir diyor. Küresel bir imparatorluk kurma gayretindeki dev şirketler, bankalar ve onlara hizmet eden hükümetler…

Çoğu zaman demokrasi perdesine sığınarak yükseltilen bu insanlar toplumların köleleştirilmesi için şirketokrasiye hizmet ediyor. Bu köleleştirme sanayi devrimi sonrası batının Afrika ülkelerine yaptığından biraz farklı bir yöntemle işliyor. O dönemde beyaz adam, kara kıtaya gidip zenginliklere el koyup kıtanın yerlilerini öldürdü, köle yaptı. Bugün ise o elde ettiği zenginliklerle yarattığı teknolojisiyle sömürüyor.

Bir hedef ülke seçiliyor. O ülkeye, mühendislik şirketlerinin uzman kadroları yollanıyor. O ülkenin ihtiyaçları tespit ediliyor ve raporlanıyor. Ardından hedef ülkenin hükümet yetkilileriyle görüşülüyor. Barajlar, petrol kuyuları, dev projelerle gelişme vaat ediliyor. Hedef ülkenin yetkilileri bunu yapmaya bizim gücümüz yok diyor ama mühendislik şirketlerinin uzman ET’leri “bunu hiç dert etmeyin, krediniz siz onay verdiğiniz an hizmetinizde” diyor. Atılan o imza, yok olan geleceğin imzası oluyor.

…devamini oku

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Page 2 of 67:« 1 2 3 4 5 »son sayfa »
bottom-img