Bütün bir yılın yorgunluğundan kurtulmak ve yolunda gitmeyen işlerin stresini bir kenara bırakmak için bir kaç günlüğüne tatile çıkmıştım. Fakat gittiğim yerde olmayacak dediğim bir iş başıma geldi ve stres atmaya gittiğim tatilin büyük bir kısmı tam bir stres sebebi oldu. Bunları kaleme almamın nedeni ise benim şu durumumun tatilciler için bir örnek teşkil etmesi ve daha temkinli davranmalrı için bir uyarı levhası görevi üstlenmesi.
Yaklaşık on gündür Antalya’daydım. Bu olay ise henüz tatilimin üçüncü günü akşamında meydana geldi. Yaklaşık kırka yakın güvenlik elemanının çalıştığı, giriş çıkışların kontrol altında tutulduğu, epeyce bir sayıda güvenlik kamerasının bulunduğu bir eğlence kompleksinin plajlarında arkadaşımla birlikte cüzdan ve telefonlarımızı koyduğumuz çantamızı çaldırdık ki bugüne kadar o mekanda gerçekleşen ilk hırsızlık olayı olarak da bir ilke imza attık. Bu kadar güvenlik önleminin olması yada plajların çok kalabalık olması ve çoğunluğunda ailelerden oluşması hırsızlar için bir sorun teşkil etmemiş olacak ki, havlularımızın altında duran çantayı alıp gitme cesaretini gösterebilmişler. Üstelik bu durumu yaşayan tek biz de değiliz, bizim gibi çok insan da aynı dertten muzdaripti. Hatta bir vatandaşın arabasının camını kırmak suretiyle araba içinde her ne varsa toplayıp gitmişler. Ve tüm bahsettiğim bu olaylar toplam bir saatlik bir zaman zarfında meydana geliyor.
Bahsedeceğim esas mevzu da bu değil aslında; giden zaten gitti ve geri dönmesi umudumuz da yok, üzerine soğuk suyu içeli de epeyce bir vakit oluyor zaten fakat bu olay sonrası içine düştüğümüz durum daha da enteresan. Soluğu hemen karakolda aldık fakat esas felaket silsilesi de bu noktada başlıyor zaten. Cüzdanlarımızla birlikte kimlik, ehliyet, banka kartları zaten gitmiş, telefonda simkart, simkartta telefon numaraları da onlara eşlik etmiş tabiiki. Biz bunlara yanarken karakoldaki polis memurunun sorduğu oldukça enteresan sorular da bizi çileden çıkarmaya yetecek düzeydeydi; “Çantanızın çalındığını iddia ediyorsanız kimin çaldığını da söyleyin?” gibi bir sorunun hangi akla hizmet olarak sorulduğunu da hala anlamlandıramıyorum. Bu soru ve benzerleri neticesinde polis memuruyla atışmamızdan ötürü yaklaşık iki buçuk saat hiçbir işlem yapmadan bizi karakolda bekleten zihniyeti kınamaktan başka bir şey elimden gelmiyor. 19.30 civarında ıslak mayolarımızla girdiğimiz karakoldan saat 23.00’a gelirken güç bela ayrılabildik ne yazık ki. Giden kartlarımıza mı yoksa polisimizin bu tutumuna mı yanmalıyız, hala ayırdına varmış değilim.












