top-image

ONCEKI YAZILAR

İnternette sinema filmleri hakkında en kapsamlı bilgiye ulaşabileceğiniz site imbd.com’dur. Sinema filmlerinin konuları, fragmanları, oyuncularının yaşamlarından tutun da daha aklıma gelmeyen bir çok konuda içeriğe ulaşabileceğiniz bu sitenin, bence en önemli özelliği takipçilerinin oylarıyla oluşturmuş olduğu en iyi 250 film listesidir. Birçok farklı yerde karşınıza çıkabilecek olan “ölmeden izlenmesi gereken filmler” listesi, imdb’nin bu listesinden alıntıdır.

Esaretin Bedeli isimli başyapıt ise bu listenin en üstünde bulunan, gelmiş geçmiş en film unvanını hak eden eserdir. İyi bir sinema izleyicisinin bugüne kadar mutlaka izlediğini fark ettiğim filmi, maalesef ben yeni izledim. Özgürlük ve tutsaklığın, birey olabilmek ile yok olmanın ayrımının mükemmel şekilde anlatıldığı filmdeki diyaloglar adeta, altı kırmızı kalemlerle çizilmesi gereken kitap cümleleri tadında.

Zaten Esaretin Bedeli isimli bu film, Stephen King’in “Rita Hayworth and Shawshank Redemption” adlı kitabından Frank Darabont tarafından beyaz perdeye aktarılmış. İkili bu ortalıklarını yine hapishanede geçen bir başka başarılı film “Yeşil Yol”da da devam ettirmiş. O filmde çok başarılıydı ve Esaretin Bedeli’ne benzer hisleri yaşayabildiğiniz bir eserdi.

…devamini oku

Sıradışı polisiye dizisi Behzat Ç’nin sinema filmi 28 Ekim Cuma günü gösterime girdi. Altın Portakal film festivalinde en iyi erkek oyuncu dalında ödül alarak dopinglenen film, gayet başarılı olmuş. Birkaç eleştirimiz olacak olsa da genel itibariyle izlenmeye değer.

Filmin kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, ihbar üzerine Ankara’nın Gençlik Parkı’na giden polisler, kopmuş çiçeklerin altına gömülmüş bir tabut bulurlar. Tabuttan 75 yaşında ağzı banlı bir kadın çıkar. Ölüm nedeni boğulmadır. Yani kadın diri diri toprağa gömülmüştür. Behzat Başkomiser ve ekibinin soruşturduğu bu cinayetin maktulü, aynı zamanda emekli bir polis görevlisinin annesidir. Kendisi teşkilatta Avarel Nevzat olarak tanınmaktadır. Bu arada cinayet ihbarını yapan kişi de adını Red Kit olarak vermiştir ve bu ihbardan 3 gün öncede bir köpek öldürüp bir başka parka gömdüğünü ihbar etmiştir. Cinayet masasından Harun, köpek öldürdüğünü söyleyen birinin sapık olduğunu düşünüp, bu ihbarı başlarda dikkate almaz, ancak ortada şimdi Avarel - Red Kit - Rin Tin Tin üçgeni oluşmuştur.

Behzat Ç., Harun, Hayalet ve Akbaba’dan oluşan ekibiyle Ankara’yı didik didik ederek Red Kit’in suç ortakları olan Gorbaçov Hasan ve Pembo’ya ulaşmaya çalışır. Olay Yeri İnceleme Şubesi’nin genç komiserlerden Songül (Cansu Dere) de bu olayda onlara yardımcı olmaktadır.Bu esnada şüpheli tavırlarıyla dikkat çeken bir görgü tanığına ulaşırlar. İsmi Süleyman olduğu halde kendisini Ahmet olarak tanıtmaktadır. Kendini Ahmet Sanan Süleyman’ın çelişkili ifadeleriyle iş iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.Behzat Ç. araştırmalarını derinleştirdikçe emniyet içinde yasa dışı yollarla faaliyet gösteren bir örgütün varlığına ulaşır. O örgütlenme artık çok yükseklerdedir ve Behzat’ın bu olayı soruşturmasından hiç hoşlanmamaktadır.

…devamini oku

Yitip giden canlar, yok olan hayatlar… Her gün yeni bir acı daha düşüyor yüreklerimize. 30 yıldır adında bile anlaşamadığımız bir bela bu ! ( Doğu sorunu - Kürt sorunu - Açlık işsizlik sorunu - Terör sorunu…)

Yürek acım doğru cümleleri seçmeme mani oluyor. Eksiği, yanlışıyla birkaç notum olacak bu konuda:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ziyaret ettiği şehit babasının bakışlarındaki boşluğu hangi söz doldurabilir ki artık? 20 yaşındaki evladını yitiren bir babanın acısını hayal edebilir miyiz ki bir nebze?

Hayal edemediğimiz gibi toplum olarakta ne yapabileceğimiz konusunda sıkıntı yaşıyoruz her şehit haberinin ardından.

Şehit olan gün TV’ler ne yapmalı örneğin? Programlarını iptal etsinler de yasımızı mı yaşayalım? Yoksa bu mudur terörü sevindiren ?

Yada sokaktaki adam ne yapacak ? Çıkıp yürüyecek mi elde bayrakla, yoksa Twitter - Facebook profil fotoğrafını mı değiştirecek ? Anlık bu değişimler acıların dışa vurumu mu yoksa samimiyetsiz şekilci bir tepki mi?

Başbakanın dediği gibi dik mi durmalı yoksa ulusal yas mı ilan etmeliydik ?

…devamini oku

Üç dört haftadır ailemde çeşitli sağlık sorunları vardı. Bu sebeple zamanımın büyük çoğunluğu evde geçti ve bir çok film izleme fırsatım da oldu. Her izlediğim filmi ayrı ayrı yazmaktansa, hepsini bir başlıkta toplamak daha iyi gibime geldi.

1- Fargo

Fargo1996 yılında iki Oscar ödülü almış olmasına rağmen adını hiç duymadığım bir filmdi. (En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü (Frances McDormand) - En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü (Joel ve Ethan Coen) Twitter’da Ahmet Hakan’ın bir twitinde Fargo’yu tavsiye etmesiyle dikkatimi çekti. Genellikle ödül alan filmleri sıkıcı bulurum. Zira ödülü genellikle ağır psikolojik filmler elde eder. Ailece oturup izlemek için bu tarz filmlerin kötü tercihler olduğunu düşünürüm.

Fargo bahsettiğim ödül alan filmlerden biraz daha farklı bir film. Konusu basit ve etkileyici. Zengin kayınpederinden hoşlanmayan William’ın maddi durumu pek iyi değildir. Bir şekilde ondan para sızdırmak ister ve kötü bir plan yapar. İki haydutla anlaşıp 80bin $’a karısını kaçırmalarını ister. Paranın 40bini haydutlara 40bini kendisine kalacaktır. Haydutlar William’ın karısını kaçırırlar ancak anlaşmadan çok daha sert şekilde ! Bu arada William kayınpederine  1 milyon $ fidye isteniyor der. Yalanlar ve yanlışlar üzerine kurulan bu ilişkilerin çok kötü sonuçları olacaktır.

İzlenmeye değer bir film. Ayrıca Fargo başlarken şu notla başlar:

…devamini oku

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

bottom-img