top-image

ONCEKI YAZILAR

Pazar günü bir gazetede dikkatimi çeken bir konu vardı. Konu “Gerektiğinde Hayır Diyebiliyor musunuz?” Belki de en önemli iletişim bozukluğu sebebi hayır diyememektir. Kimi zaman bencil görünmemek için, kimi zamanda karşı tarafın tepkisinden çekinerek “hayır”larımızı yutup içimize atıyoruz ve istemediğimiz yerlerde veya istemediğimiz hallerde kalabiliyoruz.

Hayır diyememek kendimize zarar olduğu gibi , güvenip beraber yola çıkılan kişilerle de aramızın bozulmasına sebep olabilir.

Oscar Wilde ”Sadık Arkadaş” adlı hikâyesinde zengin bir değirmencinin en yakın arkadaşı talihsiz bahçıvan Hans’ı anlatır. Zavallı bahçıvan, değirmencinin kölesiydi aslında. Değirmenci “rica” ile durmadan bir şeyler talep eder, “hayır” cevabını da kabul etmez. Eh, sonuçta Hans da “hayır” diyebilen biri değildir. Her şeyini değirmenciye verir, tüm hizmetlerini de görmektedir. Değirmencinin karısı ve çocuklarının da isteyecek bir şeyleri hep olur. Ama fırtınalı bir havada gene değirmenci için koştururken Hans’ın başına bir sürü kaza gelir. Ve ölür. Kıssadan hisse mi? “Hayır” diyememek öldürmese de süründürür.

Psikologlar, uzmanlar gerektiğinde kime nasıl hayır dememiz konusunda çeşitli çalışmalar yapıyorlarmış. Psikoterapist Emma Baskerville’ın bu konuda yaptığı araştırmanın notları şöyle:

…devamini oku

Hafta sonu bir günlüğüne İstanbul’da olmam gerekti. Daha önce hiç gitmediğim İstanbul’da gezmek, dolaşmak, bir yerleri bulmak kabus gibi geliyordu. Çünkü İzmir’den bakınca görülen İstanbul; trafik, sıkıntı, keşmekeşti. Oraya gidip işinizi halledip dönebilmek, kafamda sorun olarak büyüdü gitti.

Ama mecburdum gitmeye ve gittik.

Bir gezi yazısı olabilecek kadar orada kalamadım ama iyi bir tanışma oldu diyebilirim.

İçimde ilk yıkılan tabu, İstanbul’da bir yerden bir yere ulaşmak çok zor düşüncesiydi. İstanbul’da bir yerden bir yere ulaşmak “şahsi aracınız yola çıkarsanız” çok zor. Ama toplu taşımayı kullanırsanız, şehrin her yanında birbirine bağlanmış ağlar mevcut. Metronun bittiği noktada tramvay, tramvayın bittiği noktada vapur sizi bekliyor.

…devamini oku

Sıradan şeylerin sıra dışı kullanımı kitabı oldukça ilginç bilgilere sahip. 202 adet sıradan ev ürününü kullanarak paradan ve zamandan tasarruf etmenin 2000′i aşkın yöntemini gösteren kitapta oldukça eğlenceli çözümlerde bulunuyor. Bu çözümlerden bir kısmını paylaşalım:

Söğüt ağacının kabuğu doğal bir ağrı kesici ve ateş düşürücü olan salisin maddesi bakımından zengindir. MÖ 3.YY’da Hipokratlar bunu baş ağrısı ve diğer ağrılara karşı kullanmıştır. Daha sonra Kızılderililer de dahil olmak üzere, insanlara şifa vermek için çalışan birçok kimse geleneksel olarak salisin içeren bitkileri soğuk algınlığı ve grip semptomlarını tedavi etmek için kullanmıştır. Fakat 1899yılında Alman firması Bayer’de kimyager olan Felix Hoffmann salisinin değişik bir türevi olan ve çoğunlukla aspirin olarak bilinen asetilsalisilik asidi geliştirmiştir.

Olta ve Ağ Kurşunu Yapın: Eski ve kullanılmayan anahtarlardan mükemmel olta ağırlığı elde edilir. Anahtarların delikleri olduğu için bunları oltaya bağlamak kolaydır. Nereye ait olduğunu bilmediğiniz bir anahtar bulduğunuzda, sonradan kullanılmak üzere balık takımlarınızın olduğu kutunun içine koyun.

Boyanın Kabuk Bağlamasını Önleyin: Yarısına kadar kullanılmış olan bir boya tenekesinin kapağını her açışta boya yüzeyinde kuru boyanın oluştuğu bir kabuk görürsünüz. Bu kabuğu yok etmeye çalışmak can sıkıcıdır ve aynı zamanda kuru boya parçaları boyanın içine karışabilir Bunun için kullanılmış boyanın kapağını kaparken iki önlem alabilirsiniz. Önce kutunun altına alüminyum folyo koyun ve tabanı etrafında bir daire çizerek işaretleyin. Daireyi kesin ve elde ettiğiniz bu folyo diski kutunun içindeki boyanın üstüne koyun. Sonra derin bir nefes alın, aldığınız nefesi boya tenekesinin içine doğru verin ve kapağı hemen kapatın. Nefesinizdeki karbondioksit kutudaki oksijenin bir kısmının yerini alır ve boyanın kurumasını önler.

…devamini oku

muhibbiler3yasinda

Muhibbiler Blog 3 yaşını doldurdu. Bu sadece blogumuz için güzel haber olmakla kalmayıp bendeniz “Cefe” açısından da bir rekordur. Çünkü bugüne kadar internette oluşturduğum çeşitli topluluk ve web sitelerinin hiçbiri 3 yaşını görememişti. Muhibbiler Blog en uzun yaşayan projem oldu.  Aynı şevkle daha nice senelere diyelim o halde.

Blogumuzun ilk yılı, okuyucularına adını ezberletmek, hatırlarında yer edindirmekle geçti. Çok sık güncellenen ve bol tık alacak yazılar öncelikliydi. Kabul etmek gerekir ki “Muhibbiler” ismi kolay akılda kalan bir isim değildi ve çok çaba gerektiriyordu.

İkinci yılında hedef, ziyaretçi sayılarında fark edilebilir bir artışı yakalayabilmekti. Bu vurguyu 2. yılında sonunda yazdığım yazıda da belirtmiştim.

Üçüncü yılında ise hedef farklılaşmıştı; okuyucunun herhangi bir film yada kitap hakkında daha önce hiç duymadığı, okumadığı kaliteli içeriği sağlamak oldu. Bu hedefi kısmen de olsa gerçekleştirdiğimizi söyleyebiliriz. Elif Şafak - Aşk kitap yorumu, Av Mevsimi Film yorumu ve New York’ta Beş Minare yazılarımız oldukça fazla sayıda sosyal medyada paylaşıldı.

…devamini oku

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

bottom-img