
Oturup yarınları düşündüğüm vakit , bir çok hayal kurarım . Şunu yaşamalıyım , buraya gitmeliyim , bunu yapmalıyım…. Ancak bugünkü dünya , kurduğumuz bu hayallerin gerçekleşmesini engelleyecek şekilde tasarlanmış . Bizler bu yaşama tutuklu kaldıkça hayallerimizden ve umutlarımızdan sıyrılıyoruz .
2009′da üç ayrı dalda Oscar ödülünü alan Revolutionary Road (Türkiye’de gösterimdeki adı Hayallerin Peşinde) filmi bir partideki şu repliklerle başlıyor :
- Ne işle uğraşıyorsun ?
- Aktris olmaya çalışıyorum , sen ?
- Liman işçisiyim
- Hayır gerçek anlamda diyorum
- Gerçek anlamda diyorum zaten
- Önümüzdeki pazartesi başlayacağım , şuanda daha cazibeli bir işle uğraşıyorum
- Ne gibi ?
- Bir kafeteryada gece kasiyeriyim
- Nasıl para kazandığından bahsetmiyorum. Yani , nelerle ilgilenirsin ?
Bir çok yazımda hep bu mesajı vermeye çalışmıştım . Yaşamı güzelleştiren şeyler , para kazanmak üzerine yapılanlar değildir . Sadece para kazanma üzerine kurulu olursa yaşam amaç ve araç karmaşası yaşanır. Yani “yaşamak” en büyük amacımız ve bunu gerçekleştirmek için para kazanmak aracımız olmalıdır.

Filmin konusu şöyle özetlenebilir :
“Revolutionary Road’da bir eve taşınan Frank ile April çifti mutlu bir çiftken yeni evlerinde ruhi değişiklikle geçirirler. Frank bir firmada çalışan sıradan birisidir. Birkaç yıl önce Paris’e gitmiştir ve çektiği fotoğrafını eşine gösterir. Eşi o anda her şeyi bırakıp Paris’e giderek hayallerindeki hayatı yaşamayı teklif eder. Frank bunu kabul eder ve evlerine misafir olarak gelen eskiden önemli bir matematikçi olup sonradan zihni problemler yaşayan kişinin de etkisiyle Paris hazırlıklarını başlatırlar. Fakat Frank çalıştığı fabrikadan ayrılmak üzere iken o güne kadar pazarlama camiasında söylenmemiş güzel bir cümle sebebiyle terfi ettirilmek istenir.
Paris hayali ile değiştirilmek istenen hayatları, bu teklifle sönme noktasına gelir. Eşi April ne olursa olsun gitme taraftarı iken, parasal problemler ve evin geçimini sırtlanmış olması gibi sebepler gidip gitmeme arasında kararsızlık yaşatır. April ise hayallerinin para nedeniyle askıya alınmasına tahammül göstermez ve karnındaki bebeğini kendi kendine kürtaj ederken hayatını kaybeder.”
Bu özetten de anlaşılacağı üzere film durağan bir halde gidiyor. İnsan ruhunun değişim isteği ile hayatta bağlı olup kaldığımız tutkularımızın , zaaflarımızın çelişkisini anlatıyor. Yaşayış şeklimizi sorgulatan bu filmi, psikolojik yapıtlara ilgi duyanlar başta olmak üzere tüm okuyuculara tavsiye ederim.















