Tarçın ve Salep Tadında Bir Kış…
Sonunda İzmir e hasretle beklediği yağmur geldi… Çok uzun zamandır bekliyorduk bu yağmuru . Susuzluktan kırılmaya çeyrek vardı neredeyse . İnşallah bu kış bol bol gelirde İzmir çeşmelerinden siyasi malzemelik su damlamaz… O yağmur yazın sonlanıp kışın yavaş yavaş yaklaştığını , sonbahar denilenin karşımızda olduğunu müjdeledi bizlere . Kimine göre güzel kimine göre illet sıcak yazın bittiğini dedi bir başka deyişe göre de…
Yavaştan kış geliyor dedik ya , kış bana hep onu anımsatır . Alsancak Viran Gönüller Kahvesinde bir dostla karşılıklı yudumlanan salebi… Hava soğuk , eller donmuş atarsınız kendinizi içeri . Şimdilerde klimalar kapladı oraları ama 2-3 yıl öncesine kadar gürül gürül bir kömür sobası ısıtırdı tüm viran gönüller kahvesini . Ardından masaya gelen iki sıcak salep içinizi tıpkı o kömür sobası gibi yakar geçer .
O salebin bide sevgilisi vardır . “ Tarçın”
Tada tad katar . Ama tarifi zor bir tad . Acı mı tatlı mı ekşi mi tuzlu mu ? Hiçbiri dimi ? Tarçın böyle bişeydir işte ve onun tadını anlatmak her dilde farklıdır . Ben başka , sen başka… Tek tarifi yoktur o tadın . TIPKI bir kadın gibi…
Hiçbir kadını uzaktan bakarak tanımlayamaz anlatamazsın . Kadınların anlaşılmaz gelişi bizlere hep bundandır işte . Bir tarçının tadının nasıl olduğunu söyleyememek gibi… Yaşamak – tadmak gerek , onu anlayabilmek için sıcak olmak gerek bir salep gibi… İşte o vakit hayat , o salebi içen dudak gibi olur . Tadının adını koyamaz ama içini yakışından mutluluk duyar…
Saleple tarçın tadında bir kış dilerim…
















