top-image

Çok uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir konu vardı .

“Türk Basını”

Bu konuda çelişkilerim sebebiyle, şuana kadar cesaret edipte yazamadım . Zira gazeteler , köşe yazıları toplum tarafından ne derece takip ediliyordu ki, bu konuda eleştiri yapmış olmam itibar görsün . Ancak diğer yandan da her geçen gün daha çok kirlenen daha çok sert tüccar düşüncesiyle bu mesleğin icra ediliyor  olması, yazmama tetikleyici bir rol oynadı .

Sen , ben takip edelim etmeyelim , gazeteciler yazıyor ve hükümetler , hükümetin bakanları , meclisteki vekiller bu gazetecilerin düşüncelerinden yola çıkarak bizleri hayatını belirliyor . Daha çok yakın zaman öncesinde emniyet genel müdürlüğünde 12 seçkin(!) gazeteci ile toplantı yapılmış ve o zamanlarda kürt açılımı denilen ancak daha sonraları adı demokratik açılım olan sürecin akil adamlığını oynamıştı . Gelinen noktaya bakıldığında o gazeteci arkadaşların ne derece toplumu tanıdığı , toplumun onları ne kadar takip ettiği aleni ortaya çıkmıştır . Çünkü süreç malumunuz dinlenmeye çekilmiş durum .

Her neyse , bahsetmek istediğim konu zaten gazetecilerimizin ve medyamızın durumu .

Geçmiş dönemde Uzan (Star Grubu) , Bilgin (ATV - Sabah Grubu) , Karamehmet ‘in (Show Tv - Tercüman Akşam Grubu) medya kuruluşlarına ya el konulmuş yada en az el koyma kadar kuvvetli baskılar yapılmıştı . O dönemde Doğan medya bu gruplarla gazetelerinin baş sayfalarından savaşı olmuş ve onların mal varlıklarına el konuldukça adeta göbek atar olmuştu . Hatta Hürriyet Gazetesi yazarı Emin Çölaşan’ı Uzan grubunu eleştiren yazılar yazmadığı için fırçaladığı dahi konuşulmuştu o sıralar . Doğru yalan bilinmez ancak acı bir gerçek vardır ki Türk Basını üstlendiği vicdanı sorumluluğu taşıyamamış ve patronlarının şahsi menfaatleri uğruna bu gücü kullanır olmuştu . Bugün gelinen noktada ise eleştirdiğim Doğan Grubunu savunur duruma düşmek çelişkili bir durum .

Ya gazetecilerimiz ?

En az onlarda patronları kadar asli görevlerin kopuk bir haldeler . Araştırmacı gazetecilik kavramı zaten yok oldu biri gitti . O uğurda mücadele verenlerin bir çoğunu toprağa verdik . Çünkü ne yazık ki ülkemizde hukuk işlemiyor , demokrasi işlemiyor . Uğur Mumcu , Bahriye Üçok , Ahmet Taner Kışlalı ve niceleri bu uğurda yok olup giden cesur yüreklerdi . Bugün onların bıraktığı gazete köşelerini işgal edenlere baktığında insanın içi sızlamıyor değil .

Artık gazeteciler haber yapan değil haber olan konumdalar . Köşelerini adeta sokak köşelerini tutmuş çapulcular gibi kullanıp birbirlerine laf atmaktan başka bir şey yapamaz durumdalar . Burnunu yaptıran bayan gazeteci estetikçisine para vermiş mi , yoksa doktoruna kıyak mı geçmiş ? Diğer gazetenin genel yayın yönetmeni ile ideolojik duruşu fırıldak olmuş gazetecisi kol kola umreye gidiyor , sözüm ona ibadet olan bu süreç sayfa sayfa yazı dizisi olup çıkıyor . Gittiğiniz yerleri elbet tanıtabilirsiniz hatta bu yerler kutsal mekanlarsa tarihi yönüyle ilgili detaylı bilgi verirsiniz kısacası önemli olan yer olur , mekan olur . Giden kişilerin popüler olduğu habercilik anlayışı yeni nesil gazetecilik adeti oldu .

Bu yeni nesil gazeteciliği oluşmasındaki en büyük etki internetin sosyal mekanları oluyor . Twitter Facebook gibi sitelerde yazışan yazarlarımız fikirlerinin değil , yaşamlarının takip edilmesinden hoşlanır oldular . Dolayısıyla yeni nesil gazetecilik diyerek tanımlayabileceğimiz bu durum onların fikirlerini önemsiz kılıp , özel yaşantılarında yaptıklarını takip edilir kılıyor . Gelişmemiş bir toplumun zihinlere ışık olabilecek tek şıkkı olan gazete köşelerinin bu duruma düşmesi toplumu da her geçen gün düşünsel olarak çıkmaza sokuyor ve giderek kendi iç dünyasına dönen , yalnızca kendi evini , kendi odasını önemseyen insanlardan oluşan kalabalık yaratıyor . Oluşan bu kalabalığa toplum demek , halk demek için o topluluğun politik bazı konularda refleksleri olması gerek . Ancak şahsi kanaatim toplumumuz tepkisizleşmiş ve uyuşturulmuş konumdadır .

Elbet toplumun tepkisiz kalmasına sadece gazetecileri sorumlu tutamayız ama sorumlulukları hiçte küçümsenecek derecede değildir . Bir elin parmaklarını geçmeyen kadar yanlışları yazabilen gazetecinin kaldığı günümüzde artık onlarda kapı önüne konulmaya başlandı . Acı ama gerçektir ki doğan medya devrilirse artık mevcut iktidara muhalif gazetecilerin seslerini duyurabilecekleri hiçbir güçlü gazete kalmayacaktır . Buda yukarıda sıraladığım apolitizasyonu güçlendirici etki yaratacaktır . Bahsettiğim gazetecilerin yazılarına katılırsınız yada katılmazsınız o sizin bileceğiniz bir şeydir ancak hepimizin bilmesi gereken bir şey vardır ki herkesin aynı şeyi söylediği bir ortamda hiç kimse hiçbir şey düşünmüyordur .

Alternatif medya olarak gösterilen bloglar ise asla gazetelerin yerini tutamamış ve tutamayacaktır da . Dünya üzerinde son 10 yılda açılmış olan blogların şuan %5 i aktif olarak çalışmaya devam edenler arasındaymış . Geri kalanlar artık yazmayı bırakmış . Devamlılığı sağlasa dahi bir blog yazarı hiçbir zaman incelediği konunun detaylı geçmişini merak etmez araştırmaz .

Kısacası gazete tüccar zekası ile işletilmeyecek kadar önemlidir . Bu zamana kadar bu şekilde işleyen gazetelerimiz patronların en büyük silahı oldu . Ne zaman ki zor duruma düştüler o vakit basın özgürlüğünden bahseder oldular . Ancak itibarlarını çoktan yükselen servetlerinin yanında ayaklar altına almışlardı . Temiz bir toplumun , sağlıklı bir hukuk sisteminin olması için demokrasinin öncelikle basına gelmesi gerekmektedir . Gazeteci gazetecilik yapıp haber üretmelidir .

Not : Günümüz gazeteciliğine dair güzel bir eleştiriyi Ahmet Ümit’in Kukla isimli kitabında da okumuş ve muhibbilerde paylaşmıştım . O yazımıza ulaşmak için buraya tıklayın

Related Posts with Thumbnails

Bu yazi guzel dimi :) Paylassana!

1 Yorum to “Türk Basının Açmazı ve Toplumun Işıksız Kalışı”

  1. Cefe diyor ki:

    Can Dündar’ın 13 Eylül Pazar Günkü Yazısından Alıntı :

    “Bulaşıcı etki
    İkinci rahatsızlığım, magazinin “bulaşıcı etki”si…
    Yani kendi krallığıyla yetinmeyip hayatın her alanına nüfuz etmesi…
    Mesela politikanın içerik yoksunu, yüzeysel bir “Kavuklu-Pişekar” atışması şeklinde görselleşmesi…
    Köşe yazarlarının okuyup yazdıklarıyla değil, giyinip soyunduklarıyla, yiyip içtikleriyle anılır hale gelmesi…
    Sanatın yarattığıyla, sanatçının ürettiğiyle değil, ancak yol açtığı sansasyonla medyada kendine yer bulabilmesi…
    Edebiyatın derinliğinden kaybedip yazarının mahremiyetiyle ilgi çekmeye başlaması…
    Özel yaşam merakı, mahremiyeti delme iştahı, Ergenekon iddianamesine kadar sızmışsa ve onun asli unsurlarından biri haline gelmişse, magazinin zaferini daha fazla tartışabilir miyiz?”

    http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1131050&AuthorID=75&b=Magazine%20tiklamak&a=Can%20Dundar&ver=93#

Bir Yorum Yollasana :)




Muhtemelen Benzer Yazilar

bottom-img